Bir hayatı olmadı….
Başkası tarafından değerli kılınmayı…
Umursamalı mıydı?
Camın arkasında zaman
huzursuz bir nöbetçi gibi uyanık,
soğuk bir nefesle buğulanıyordu.
Gece, Ashab-ı Kehf mi lazım ruhuma?
Yoksa 309 yıl uyku mu kurtarır bu boktan oyunu?
Uyanıyorum yine, lanet ağırlıkla,
taş içimde, sığmıyor hiçbir yere,
yas kocaman, hepsi kendime.
Doğa fısıldar –
yeşil nefes,
narin çırpış.
Şehir böğürür –
beton çığlık,
Gölgeler arasında sessizce duruyorum.
Hak etmedikleri ışığı kapanlara bakıyorum;
gülümsemeleri bedavaya dağılmış,
sevdikleri yanlarında,
şansları ellerinde.
İntihar tam ortasında çırpınır tırtıl,
donar, kırılır, kanar, parçalanır.
Toprak erken çağırır,
kanatlar kurşun, ağır, ezici, yırtıcı,
uçmak mı? Lanetli, imkânsız, iğrenç.
Ruh gömülmek ister, toprağın en derinine…
Küçükken fısıldadılar:
“Uslu dur, dünya ayaklarına serilir.”
Yalan.
Uslu durdukça
dünya başkalarına eğildi,
ben kendi adımımı
En derin karanlıkta
buldum seni –
zincir paslı, deriye gömülü,
kemiklere kadar ısıran soğuk,
gölge hançer gibi keskin,
nemli duvarlar çürümüş ter kokuyor.
Sabahın köründe kalkıyorum yine,
göğsümde bir çanak dolusu sessizlik,
süt yerine kan akıyor damarlarımdan.
Hayvan uyuyor yan odada,
nefesi küçük bir bıçak gibi
yollarının dikeni
sadece bana mı battı
senin kıyıların hâlâ deniz mi
benimkiler kumdan çalınmış
rüzgârla savrulmuş
iyileşmiyor bu yara
Konuşamıyorlar diye
sorun yok mu sanıyorsunuz?
Evi yok, yemeği yok, kimsesi yok.
Sokaklar onları doğurmadı,
ama büyüttü, dövdü, terk etti.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!