Ayrılığı Şiiri - Mustafa Alp

Mustafa Alp
841

ŞİİR


4

TAKİPÇİ

Ayrılığı

şimdi...suçlu arıyoruz
birbirimizin kalbine bıçak saplarken ayrılığı.

oysa bıçak gökten inmedi,
sapını sen tuttun ucunu ben biledim,
sonra yaraya sorduk.
hangimiz haklıydık?

ne tuhafız.
severken iki kişilik dünya kurduk,
yıkarken enkazı birbirimizin kapısına bıraktık.

ve.
birlikte tuttuğumuz evin
balkonundaki gülün dikeni ellerimizi kana bulayınca vicdanı suçladık.

gülü biz diktik,
suyunu biz verdik,
güneşe beraber çıkardık.
dikeni elimize batınca bahçıvan aradık.

oysa ne gül suçluydu ne diken.
biz, çiçeği severken yaralanmayı düşünmeyen
iki acemiydik.

sen sustun,
ben gururuma tercüman tuttum.
ben sustum,
sen yokluğumu ihanet sandın.

bir kelimeyle kurtulacak ne varsa
susarak öldürdük,
sonra mezarının başında uzun uzun konuştuk.

insan böyle işte.
sağken kıymet bilmez,
ölünce helallik ister.
sevda kapıdayken gururundan açmaz,
gidince pencerede nöbet tutar.

biz de öyle yaptık.

aynı sofrada iki yabancı gibi oturup çayın soğumasını seyrettik,
oysa soğuyan çay değildi,
bizdik.

sen şekeri bıraktın,
ben kaşığı,
ikimiz de birbirimizi bırakmaya cesaret edemedik.

sonra bir gün kapıyı çarptık,
sanki kapının kabahati varmış gibi.

duvarlar sustu,
perdeler sustu,
balkondaki gül sustu.
bir tek içimizdeki eski biz bağırdı da
ikimiz de duymamazlıktan geldik.

şimdi soruyorum.
hangi mahkemeye götürelim bu ayrılığı?
hakimi kim olsun,
savcısı kim?

sen beni anlatsan ben suçluyum,
ben seni anlatsam sen.

peki aşkı kim dinleyecek?

belki aşk çıkıp diyecek.
beni bunlar öldürmedi hakim bey,
bunlar yalnız öldüğümü fark etmekte geç kaldılar.

çünkü sevda birden ölmez.

önce bir boş ver düşer içine,
ardından sonra konuşuruz.
bir gece sırtını dönersin,
bir sabah günaydını unutursun.

sonra aynı yatakta iki ayrı memleket olur insan, arasında bir karış yastık,
geçmeye kalksan ömür yetmez.

biz ayrılığı kapıdan girdi sandık,
meğer yıllardır evin içinde besliyormuşuz.

ekmeğimizden yemiş,
suyumuzdan içmiş,
her ben haklıyım dediğimizde biraz daha büyümüş.

öyle ya.
insan sevgilisini kaybedince kendini mağdur,
kendi hatasını görünce kaderi suçlu bilir.

çünkü vicdan garip bir terazidir.
başkasının günahını dirhem dirhem tartar,
kendi günahına gelince kefesi bozuk çıkar.

şimdi. suçlu arıyoruz.

sen aynaya bakmıyorsun,
ben kendime.

çünkü insanın başkasına kestiği hüküm kolaydır.
zor olan,
kendi vicdanının önüne sanık sandalyesi koymaktır.

varsın herkes ayrılığa küfretsin.
ben artık etmem.
ayrılık bazen cellat değildir.
çoktan ölmüş bir sevdanın ölüm kağıdını kapıya bırakan postacıdır.

asıl mesele o kağıda kimin imza attığıdır.

sen mi? ben mi?

boş ver.

bazı günahlar iki imzalıdır.

balkondaki gül mü?

bahar gelince yine açacaktır.
çünkü gülün bizim kavgamızdan haberi yok.

dikeni de kimseye kin tutmaz.

ama biz.

birbirimizin elini kanattığımız halde
dikene kızacak kadar masumuz ya,

işte insanın en eski marifeti budur.

yarayı kendi açar,
kanı görünce kaderi suçlar.

sevdayı kendi suskunluğuyla mezara koyar,
başucuna da ayrılık diye bir taş diker.

sonra yıllarca o taşın karşısına geçip.
masumiyetine fatiha okur.

oysa ayrılık bir gün dile gelse,
ne seni suçlar ne beni.

yalnızca başını kaldırıp yüzümüze bakar,
ve der ki.

beni suçlamayın.

ben geldiğimde siz çoktan gitmiştiniz birbirinizden.

✍️

Mustafa Alp
Kayıt Tarihi : 19.09.2026 14:27:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!