ÂŞIK ECEVİT
Boyabat-Ayancık yol ayrımında,
Kaderin paslı makası açık durur.
Zaman, demir bir çivi gibi çakılır toprağa.
Nefesi kesik,
Yürünmemiş acılarla dolu,
Suskun bir yokuş.
Orada bir adam bekler sürekli.
Gözleri zifiri geceye dönmüş,
Yüreği gün doğumuna aralık bir kapı.
Yirmi dört yıldır aynı nefesi taşır göğsünde,
Aynı adı fısıldar dudaklarında:
“Ayşe…”
Ecevit derler adına,
Bir yıldırım düşmüş çocukluğuna,
Renkler avuçlarından kül gibi savrulmuş,
Dünya bir avuç kor kalmış.
Çiçekleri kokusundan tanır artık.
Harfler göçebe turnalar,
Sözleri tutuk bir derenin
Boğazında sıkışmış taş.
Bir gün Ayşe geçer oradan,
Gelincik tarlasından süzülen
Bir çiy parıltısı gibi.
Bir bakış, bir gülüş…
Kalbinde küllenmiş ocakta
Ömrünce suskun duran ateşi uyandırır.
Sonra Çangal Dağı alır Ayşe’yi.
Düğün konvoyu,
Kavşağı kanlı bir bıçak sesiyle kesip geçer.
O son bakış,
Kristal bir damla gibi
Havada asılı kalır.
Dünya iki büyük sessizlikten birine gömülür:
Biri Ayşe’nin gidişi,
Biri Ecevit’in kalışı.
O günden beri nöbettedir Ecevit.
Kulübesinde tek bir yazı durur:
“Âşık Ecevit’in Yeri.”
Kış, keskin tırnak gibi diş geçirir,
Yaz alevden hançer…
Ölüm bile uğramaz ona,
“Nöbetin bitmedi” der.
Yirmi dört şafak, yirmi dört kış…
Dünya bir âşığın tuzlu gözyaşıyla döner.
Güneş onun için doğar,
Görmeyen gözleri ufku yoklar.
Her bulut sanki bir gelin duvağıdır,
Her rüzgâr Ayşe’nin son kokusunu taşır.
Ey yolcu, dur o kavşakta bir an!
Gerçek aşk,
Karanlığın içinden
Kendi gövdesini yakan bir çınar gibi
Orada kök salmış,
Yıllara meydan okur.
Ve bil ki
O kavşakta bekleyen adam,
Yalnızca bir beden değil,
Aşkın ta kendisidir.
Dr. Osman Akçay (Seğmenoğlu)
Osman Akçay
Kayıt Tarihi : 2.1.2026 12:39:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




TÜM YORUMLAR (1)