Hiç mi doğmadı gönlüme senden bir nur, ey gizli Cemâl,
Bir serçe olup konmadın mı kalbime, ey Sahib-i Hâl?
Perdeyi araladım sandım; meğer perde benmişim,
Rüzgâr diye bildiğim nefes, senden esermişim.
Gecenin en tenhâ vaktinde sızlayan kimdir dersin?
Ben seni arar sanırken, meğer beni arayan sen imişsin.
Mevsim sandım varlığımı, gelip geçen bir zaman,
Gölgeymişim; asıl olan, her dem var olan Sen imişsin anbean.
“Kelimelere sığmaz” dedim içimdeki yangın,
Harf harf dökülürken bildim: yanan da Sensin.
“Umudum söküldü” deyip yırtıldı sandım perdeyi,
O yırtıktan görünürmüş hakikatin göğü.
Rüzgâr girsin dedin; bırak sarsılsın duvarın,
Kök salmak isteyen can, yıkmalı evvel varın.
Hayallerim toz oldu, savruldu dedim her yana,
Toprak tozdandır amma diriliş gizli fânâda.
Ey çaresizlik sandığım, imtihanmışsın meğer,
Kayboldum dedikçe yolum Sana varır her sefer.
Sustum sandım kendimi; içimde bir sır konuşur,
“Kül oldum” dediğim yerde ateş hakikati doğurur.
Güneşi ezberledim sandım bir anlık gururla,
Meğer ışık içimdeymiş, Sen doğarmışsın her sabahla.
Artık adım yankı olsun istemem taş duvarda,
Bir hiç olup erimektir muradım Senin varlıkta.
Zira anladım sonunda bu sırrı fânâ:
Yol da Sensin, yolcu da Sen, menzil de Sen hâlâ;
Ben dediğim o gölge,
Bir anlık vehimmiş aslâ.
Kayıt Tarihi : 20.2.2026 15:02:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!