Altınlar Nerede Şiiri - Recep Uslu

Şiir Yarışması
Recep Uslu
283

ŞİİR


4

TAKİPÇİ

Altınlar Nerede

Adil Dedenin keyfi yerindeydi. Ortalık yavaş yavaş ısınmaya başlamış, çiçekler açılmış, ağaçlara su yürümüş, koyun ve keçiler doğurmaya başlamıştı. Bu yıl koyunlar çifter çifter doğuruyordu. Ay eskimiş aşı ve dikim mevsimi başlamıştı. Evde ve köyde herkeste büyük bir telaş vardı. Mustafa’yı davara göndermiş küçük torunu ile şakalaşıyordu. Fatma kocana ise un eliyordu.
-Öğlene pide yeriz artık…
-İnşallah yetiştirebilirim, daha fırını yakmadım..
- Gelinler nerde, onlar yaksın fırını.
-Herkes bir işin ucundan tutuyor kocaadam.
-Aylak biz miyiz yani ?
- He valla..sizde gidin torununla fırını yakıverin bari..
Adil Dede yerinden kalktı, avluya çıktı , torunu da onun yanından ayrılmadı. Çalı çırpıyı fırına attı, çakmakla bir çıra tutuşturdu çırpıların arasına soktu, fırın yanmaya başladı.
- Şöyle gidip Karakütüğü dolaşayım bakalım kim var kim yok..
Diye düşündü, torununun elinden tutup bahçeden çeşmenin önüne oradan da Karakütüğe doğru yürüdü. Bir kısım çocuklar koşuşup duruyorlardı. Ali elinde salçalı ekmekle bir hışımda yanlarından koştu. Geriye dönüp koşarken Adil Dede kolundan tuttu.
-Ali efendi elindeki ne?
-Salçalı ekmek dede..
-Ne yapıyorsun onu?
-Koşarken yiyorum dede..
- Oğlum koşarken ekmek yenir mi, ayakta ekmek yenir mi, her tarafa ekmek kesiği dökülür, senin boğazına takılır, hem sofranın bereketi kaçar, şu çeşmenin başına otur ekmeğini güzelce ye bitir öyle oyna oyununu hadi bakam…bir daha da ayakta yemek yeme emi oğlum.
-Tamam dede..
Adil Dede Karakütükte sohbet edecek kimseyi bulamadı, torunu koşuşup duran çocuklara katılmıştı, geriye döndü, odasına çekilip kuran-ı kerim okumaya başladı.
Akşam olmuş, herkes eve toplanmıştı. Pideler ekmekler pişmiş evi mis gibi koku sarmıştı, kasabadaki torun da gelmiş , el öpmüş bir kenara oturmuştu. Ortaya kocaman bir sofra kuruldu, yemekler üzerine dizildi, pideler etrafına dağıtıldı:
-Hadi herkes sofraya, ama önce ellerinizi yıkayın,
Komutu geldi, herkes ellerini yıkayıp diz çökerek yuvarlak sofraya dizilip oturdu, Adil Dede ,
-Hadi bismillah
Deyip kaşığını çorbaya daldırdı, yemek birlikte başladı. Adil Dede kasabadan gelen torununa
-Eee n’pıyorsunuz kasabada anlat bakalım..
-Ben okula gidiyorum dede, babam çalışıyor, anamda işlik, şalvar dikiyor, herkes basmasını getiriyor oda kesip biçip dikiyor. Anama para veriyorlar. Böyle işte.. dede bize masal anlatacak mısın?
-Hele yemeği yiyelim, ben yatsıya gidip geleyim anlatırım elbet..
-Sen gelene kadar biz uyuruz dede, gitmeden anlat n’olursun..
-Tamam tamam yemeğini ye..
Yemek neşe içinde geçti, sofra kaldırıldı, Adil Dede baş bucağa oturdu, torunları da önüne oturdular, tabakasını çıkarıp siğara sardı, ocaktan maşayla ateş parçası alıp siğarasının ucuna tuttu, siğarayı emdi, dumanı üfledi ortalık duman içinde kaldı ve pis pis koktu, Fatma kocana,
-Burda bari içme şu zıkkımı, çocuklara zarar..
Diye söylendi ama kim dinler. Masal mı, hikaye mi, anı mı bir şey anlatmaya başladı,
- Bizim Hasan Dağı var ya Hasan Dağı biyorsunuz demi, hah işte orası,
orada iki çoban hayvan otlatıyormuş, karınlarını doyurup çeşmeden su içmişler oturup sohbet ederlerken birisinin uykusu gelmiş arkadaşına
-Benim çok uykum geldi, akşam inek doğurduğu için uyuyamadım, şurada azıcık uyuyayım ne olur benim hayvanlara da bakıver
Demiş ve uykuya yatmış. Uyurken arkadaşı onu izlemeye başlamış, burnundan bir sinek çıkmış oradaki örümcek deliğinden içeri girmiş bir müddet sonra delikten çıkıp tekrar burnuna girmiş.
-Adamın burnundan içeri sinek giriyor adam uyanmıyor yavv..
Diye düşünüp hayvanlara bakmaya gitmiş. Hayvanları çeşmeye doğru yönlendirmiş,
-Ah be Kezban yaktın beni!
Diye aklından geçirmiş ve köye doğru bütün gücüyle nara atmış. Uyuyan arkadaşı onun sesine uyanmış,
-Ne oldu, niye bağırdın, hayvanlara kurt falan mı geldi?
Diye sormuş. Gerinerek kalkmış, yanına gitmiş,
-Yavv acayip bir rüya gördüm.
Demiş.
-Hayrola..
- Rüyamda dar bir yoldan geçtim, korkunç bir yoldu, örümcekler doluydu, örümcekler çok büyüktü ,bana bir şey yapmadılar, yürüdüm yürüdüm geniş bir meydana geldim, etrafı gayrak taşlardan örülmüştü, onu geçince yıldız gibi parlayan bir şey gördüm yanına vardım kocaman bir kutu, bismillah deyip kutuyu açtım arkadaş içi altın dolu.. hemen çeplerime doldurdum ,biraz daha alayım derken biri bağırdı, korkumdan uyandım.
-Bak hele sen uyurken ne oldu biliyor musun, senin burnundan bir sinek çıktı, örümcek yuvasına girdi, bir müddet durdu, sonra oradan çıkıp tekrar burnundan içeri girdi.
-Allah Allah hangi delikti o?
-Gel bakalım, aha şu delik.
-Lan kazalım burayı, ninemden duydumdu, insanın ruhu uyuyunca gezermiş, burada altın var arkadaş.
Örümcek deliğine kazarlar şöyle bir metre kadar kazdıklarında kutuyu bulurlar ve çok zengin olurlar. Hala Hasan Dağında altın olduğu söylenir.
-Dede bizde yatsak görür müyüz?
-Hazır para hoşunuza gitti demi, deneyin oğlum.
Masalını bitiren Adil Dede kalktı abdestini alıp camiye gitti. Mustafa ile kasabalı torun birbirine manalı manalı baktılar ve Mustafa,
-Ana bizim uykumuz geldi.
-Yataklar hazır oğlum, yazlık odada yatacaksınız siz.
Beraber odaya çekildiler, picamalarını giydiler, tuvalete gidip el yüz yıkayıp diş fırçaladılar ve odaya gelince..
- Yarın davarı Hasan Dağına götürüyoruz arkadaş,
Deyip yorganın altına girdiler, sıkıca örtünüp uyudular.
Sabah erkenden kalktılar, bezden çantanın içine kocanalarını hazırladığı yumurtalı ekmeği koydular, bir kavanoz da yoğurt koydular, kimseye bir şey demeden davarı çıkarıp Hasan Dağı yönüne doğru kovarak gittiler. Ballı kayanın oradan davarı saldılar, güneş dağın tepesinden yavaş yavaş görünmeye başlamıştı, henüz etraf ısınmamıştı. Davarla beraber dağdaki çeşmenin yanına öğleyin varabildiler. Hem yorulmuşlardı hem de acıkmışlardı. Çeşmenin yanındaki söğütlerin gölgesine oturup karınlarını doyurdular, gölgede oldukları için üşümüşlerdi, güneşe çıktılar, rüzgar da esmekteydi,
-Arkadaş bu havada uyunmaz biz buraya yazın gelelim, baksana şu soğuğa yav..
-Altınlar ne olacak, ya alırlarsa..
-Kim alsın, bizden başka bilen yok ki..
-Ya dedem onlara da anlatırsa…
-Söyleriz anlatmaz..
Durulacak gibi değildi, hem rüzgar vardı hem de soğuk esiyordu, davarı geriye çevirdiler ve yamaçtan aşağıya doğru güderek akşamı ettiler. Akşam köye geldiler evlerine doğru davarı kovarlarken Adil Dede onları karşıladı,
-Altınları buldunuz mu?
-Yok bulamadık.
-Hiç mi kafanız çalışmıyor sizin ben şaka yaptım,
-Yav dede yavv.

Recep Uslu
Kayıt Tarihi : 8.4.2021 09:24:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!