Ali gel...
Hepinizin aklına ilk okul döneminizdeki okuma fişleri geldi değil mi?
Ali gel bir emir kipi olduğu gibi aynı zaman da bir sesleniş bir çağrıdır da. Ali diye bir tanıdığınıza seslenirseniz. Ali sizin çağırma komutunuzu duyar ve size doğru gelir. Tıpkı hayat gibi...
Ne alaka diyenlerinizi görür gibi oluyorum. O zaman biraz daha açayım konuyu..
Hayatın en ilginç yanı neyi çağırırsak onu önümüze getirmesidir. Örnekleyelim Diyelim ki çok severek ve isteyerek kırmızı renkli bir araba ya da bayansanız güzel bir elbise aldınız. Onu beyninizde çağırmış oluyorsunuz ve sonra dışarda ne kadar çok kırmızı renkli araba ya da elbise olduğunu fark ediyorsunuz. Beyninizdeki çağrınızı değiştirdiğiniz zaman o kırmızılar hayatın akışına karışıyor ve eskisi kadar göremez oluyorsunuz. Boyle ya da benzer bir durumu pek çoğumuz yaşamıştır
Kısaca anlatacak olursak hayat cağırdıklarımızdır.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta