Rüzgâr doğudan gelir, dağların ötesinden,
Kızıl bir şafak gibi iner ovalara.
Sen uyanırsın önce, uykusuz nöbetçisin,
Göklerin en yüksek direğinde titreyen al sancak.
Sen dalgalandıkça tarih susar, dinler.
Rüzgâr dinse bile
İçimizdeki fırtına dalgalandırır seni.
Kırmızı ki kanın sıcaklığını taşır hâlâ,
Her damlası bir şehidin son nefesiyle boyanmış.
Beyaz ay, hilâl,
Karanlığın içinden doğan umut gibi kıvrılır.
Al sancak, al sancak, al sancak.
Sen kumaştan ibaret değilsin,
Sen bir milletin ortak dilisin.
Sabah ezanında minarelerde,
Akşam marşlarda stadyumlarda,
Cenazelerde omuzlarda,
Düğünlerde gelin arabalarında,
Her yerde aynı sessiz yeminle durursun.
Kırmızı ki kanın sıcaklığını taşır hâlâ,
Her damlası bir şehidin son nefesiyle boyanmış.
Beyaz ay, hilâl,
Karanlığın içinden doğan umut gibi kıvrılır.
Al sancak, al sancak, al sancak.
Şairül İslam Yunus Kokan
Kayıt Tarihi : 22.1.2026 16:53:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!