Bu sinekler uygar batılı olmalı
Nasıl utanmazlar çocukların yüzlerinden
İnce uzun kahve renkli adamların gözlerinde
Bu çağda, bu çağda yenilmişlik var açlığa...
Kızıl baykuş gözlü açlığın yatağında
Kuruyan nehirler değil
Kar İstanbul'a,
İstanbul yüreğime yağıyor
Gök gözlü fanusun buğulu gözlerinden.
Duygularımla ulaşırım sana
Kaygan yolların ayazında.
Gece eksilerde eksilir
Gözlerde uçuk leylekler
Denizaşırı uçarlar
Sıcak iklimlerin sevgi sahillerine.
Bir kaçış anıdır bu
Kararan gecenin ardından
Ağaran sabahın kızıl ufuklarına.
Gecenin kalbine gömüldün biliyorum
Karanlıklar zalimdir biliyorsun
Yarasaların gözlerinde tükenir mutluluk
Enstrümanlar ayrılık şarkısı çalar
Yıldızı dökülmüş neonlarda...
Oysa bizim sevdamız güpegündüz bir güneştir
Gece susmuş gözlerinde emiyor yıldızları
Güneş ayın sırtından dolanıyor
Göğsünde mehtabın tonlarca ağırlığı
Sevda biriktiriyor yaz akşamlarına
Yağmurun nefesini tuttuğu
Kurak mevsimler gibi yüreğim
Yağmur renkli gözlerin var senin
Sağnak sağnak içimi serinleten
Gözlerine her bakışımda
Yakamoz kıpırtılarını görürüm
Karanlıkları yırtan aydınlığında
Gülmeyi unutanlar;
Yapraklar ağaçlarda ağlar mı sevgili
Bir rüzgar yaşartır mı gözlerini
Bulutları sağıyorum gözlerimle
Bir ben uçuyorum bir sen
Özlem öksüz çocuk gibi dururken
Kirpiklerimden dökülüyorum
Bu gece sen şiir ol
Ben şair
Dize dize yazayım seni
Alıp götüreyim dünyama
Kal yüreğimde gece misafiri
Bilirsin başedemezsin benimle
Dünyanın başı gibi başım
Utancından eğiliyor.
Dört mevsim kırmızı
Zulüm yalım kılıç
Vicdanlar karadul
Kardinallerin papası
Önce yürek burkulur sonra gökyüzü kararır
Yıldızlar güneş gözlüklerini takar
Buğulu gözlerini saklar...
Mevsimler herzaman sırasıyla gelmez
Bazen öne çekilir sonbahar
Sokaklarda sarı yaprakların uğurlanışında.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!