Gün biterken çekiliyor perdeler
Önü ayrı arkası ayrı
Rengârenk manzara
Siyah beyaz çekimde
Ah şu karanlık
Ah yalnızlık diyorum
Hüzne dem vuran rüzgâr eser
Sararır mevsim bahçelere hazan düşer
İklimini kaybeden gönüller bir bir küser
Doğuma gebe kalan bahara yazılır
Feryadımı kaybettim sükût ağacının gölgesinde
Rüzgâr vurdukça dalgalarıyla salınan deniz
Köpüklerinle seyrederim yosun tutan kayalarını
Martı çığlıkları yutkundukça düğümlenir geniz
Yalın ayak yürürken özüne çeker kumlarını
Binlerce canlıyı barındırır derin sularında
Kan sızar akar gözümüz
Gurbet ele döner yüzümüz
Ayrılık düşer yanar özümüz
Dosttan gayrisi bilmez halimizi
Heybemde katığım aşkın gölünde
Beyhude geçen ömrümü anarken
Titreyen elimle tespih tanelerini sayarken
Soğuk taş dar hücrede ne vardı? ..
Yosun kokusu daralan nefes kaldı
Takılır kuşkanadına özgürlük
solar yüz gecede
zulmü düşer isyanın
titrek kırılgan
girdapta boğulur umutlarım
korktum küçüldüm bulandım
İç kitaplarım kalemden yollarım
İçsel yolculuk kervanda yol aldığım
Düşsellikten arî, nehirlerden akıp
Nefsin sürmesi zevklerden cayıp
Sızılarımla boyun eğip ney üfledim
Gül yüzünü seyreden âşık
Salınır çöllerde bağrı yanık
Istırap bezeli vuslata kanık
Kör kuyuda gözler buğulanır
Al benizli güller boyun eğmiş
Garip bülbül bencileyin ne ağlarsın
Nağmelerinle yüreğimi dağlarsın
Göz görmez derde düştüğünde anlarsın
Gönül bağımda kan çiçekleri açar şimdi
Ay dargını düşlere daldım
Adım sayan taşlar dilsiz
Telaşla yürüyen düşük başlar
Altı toprak gölgeler sessiz
Cismin simgesi dikili taşlar
Siyah perdenin yakar zehri
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!