Tenime işleyen bu kavurucu sıcak mı,
Yoksa benliğimi silikleştiren mi bu sızı?
Hayır...
İnsan, var olması için iyi hissettiği yerde olmalı.
Çünkü var olmak, aslında sadece insan olmak.
Peki ya...
Peki ya insan kalabilmek?
Şu karşıki dağlardan süzülüp gelen bir rüzgarın eteği gibi,
Tüm emeklerinle, emeklerimle...
Seriverdim zahirimi önüne.
Ne nevale kanacak şuurum var artık,
Ne de kapanacak bir yaram...
Yine geliyorsun sezdirmeden, sessizce.
Geliver...
Geliversen ne olacak ki sanki?
Bu sefer adını anmak bile istemiyorum, Ağustos...
Her sene aynı, her sene aynı hislerle bir yok oluş.
Artık nemelem bir his bu?
Bulmak, bilmek istemiyorum.
Dokunma!
Ne ruhuma dokun, ne bedenime.
Seninle gelen tüm kötü hislerden,
İşte şimdi, tamamen boşanıyorum.
İki türlü insan vardır ya hani;
Ya kendi gözükmeye çalışır hırsla,
Ya da gördüğünü göstermek için uğraşır sessizce.
İstiyorum ki,
Gördüklerimi görebilsinler onlar da.
Kapanıp gitmesin bende bu nagihan, yarım kalmasın.
Sabahın nazından ,
Akşamın niyazına süzülen...
İki kaşının arasında bulduğum o derin huzur.
Belki de Hazreti İsa’nın yalancısıyım;
Beni Mardin’e sürükleyen,
Bir umut ve rüzgar gibi geçen bir ömür…
Ama ne İsa, ne Mardin, ne de sen...
İnanmıyorum artık!
Acıda demlenen hiçbir sahraya inanmıyorum.
Sahi,
İnsan kendini kaybeder mi hiç hakikatte?
Dokun...
Şimdi gel ve dokun haydi!
Bırakıyorum seni,
Söküp çıkarıyorum tüm benliğimden.
Gidiyorsun işte...
Sen de Ağustos gibi..
Kayıt Tarihi : 16.07.2026 16:16:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Ne anlatmak ne anlaşılmak bırakıyorum sadece bana gelen huzuru ve iyi hissettiren insanları seçiyorum 2026 temmuz




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!