Adım, konuşanlar listesine yazıldıktan sonra
bıraktım okulu.
Defterim yarım kaldı,
harfler boynunu büktü.
Hele ki kırılmaz sopalar
üstümüzden geçtikten sonra
çocukluğum susmayı öğrendi.
Sesim büyümeden yoruldu.
Oysa çocuktuk biz…
Koşmak isterdik,
dizimiz yara olsun isterdik
kalbimiz değil.
Top peşinde terlemek,
saklambaçta kaybolmak,
bir gülüşe sığmak isterdik
bir sınıf dolusu güneş gibi.
Ama duvarlar soğuktu.
Okul mu, cezaevi mi
ayırt edemezdik.
Zil çalınca özgürlük değil,
korku yayılırdı içimize.
Adı öğretmen olanlar vardı,
ama elleri merhamet bilmezdi.
Nam yapmış kemik kıranlar
cümle kurmayı öğretti bize:
Sus, sessiz kal.
Sıramızda otururken
sırtımızda büyüdü korku.
Tahtaya değil,
gözlerine bakardık birbirimizin.
Birimiz ağlarsa
hepimiz küçülürdük.
İşkenceci miydi, eğitmen mi
belli değildi.
Bir kelime yanlış çıksa ağzımızdan
bir çocuk eksilirdi içimizden.
Ve ben o gün anladım;
bazı okullar harf öğretmez,
yarım bırakır insanı.
Bazı öğretmenler büyütmez,
içine çocuk gömer.
Şimdi hâlâ kalabalıkta
yüksek seslerden ürkerim.
Bir tahta kokusu gelse burnuma
içimde bir zil çalar ansızın.
Ve kimse bilmez;
Ben okumayı bırakmadım,
ben çocukluğumu bıraktım
sıra numaramın altında.
Kayıt Tarihi : 20.2.2026 16:05:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!