Bağa girdim gülü yok, goncası yok, bülbülü yok
Çöle benzer koca mer'âda dahî sümbülü yok.
Bu ne sahrâ, bu nasıl yer! Bütün ormanları kır
Kuru dehşet getiren rîh yalınız kum bırakır.
Beled ölmüş gibidir. Yok görünen bir hareket
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...
Devamını Oku
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Mehmet Fatin Baki hocam merhabalar,
Divan şiiriyle bu denli alakanız beni ziyadesiyle memnun etti. Şiirleriniz gerçekten güzel, lakin küçük bir öneride bulunucam eğer yazmaya hala devam ediyorsanız aruzun feilatün .. kalıbını çok iyi kullanıyorsunuz, Mehmet Akif ve Mithat Cemal'i andırıyor bu kalıpta yoğunlaşır ve daha vurgulu, manası derin beyitler yazarsanız toplumcu cümleler kurarsanız çok daha üst şiirler ortaya koyarsınız diye düşünüyorum. bağ gül gonca çokta sizin biçiminize uymuyor gibi geliyor bana ayrıca şiirinizde eski kelimelerin oldukça aza indirmenize rağmen dahada azaltmanız gerekiyor, tabiki eski kelimeler kullanmak zorunda bırakıyor aruz sizi ve daha hoş durduğunu biliyorum lakin okuyanın anlamayacağı seviyede kelimeler mesela rih mesela beled kelimeleri olmamalı diye düşünüyorum bunun dışında mera musibet gibi kelimeler veya eşk, aşk, zülüf gibi kelimeler hala türkçemizin arka planında yer aldığı için kullanılabilir diye düşünüyorum.
ayrıca bu şiirinizin 3. beyitinde gazâb şapkalıdır ve musîbet şapkalıdır aruzu bozmuş.
Teşekkürler ..
Guzel dizeler...saygilar...Suayip resadoglu
Bu ne aymazlıktır Ad kavmini geçti bu millet
Üç günlük dünya için çekilir mi bu zillet:(
Bu şiir ile ilgili 3 tane yorum bulunmakta