Abdurrahim Karakoç: Hakkında ziyaretçi g ...

Abdurrahim Karakoç
360

ŞİİR


445

TAKİPÇİ

  • Cemal Gören
    Cemal Gören 04.10.2017 - 21:40

    UNUTMAYALIM UNUTTURMAYALIM!

    Milletlerin tarihinde ismi ilelebet yaşatılması gereken şahsiyetler vardır. Onlar milletin geleceğine ışık tutan yol göstericilerdir. Türk milleti için bu şahsiyetlerden birisi de büyük şair, büyük dava adamı Abdurrahim Karakoç’tur.
    Bu düşünceden yola çıkarak, onu derinliğine tanımayan, az tanıyan veya hiç tanımayan kardeşlerimizin tanımalarına -az da olsa- vesile olmak amacıyla onunla ilgili bir derleme ve değerlendirmemi dostlarla paylaşmak istedim... Ruhu şad, mekânı cennet olsun inşallah.

    Çağımıza Damgasını Vuran Şair
    ABDURRAHİM KARAKOÇ (7 Nisan1932 - 7 Haziran 2012)

    Abdurrahim Karakoç’u -hakkını vererek- anlatabilmek çok zor… Ama değerli dostların hoşgörüsüne sığınarak gücüm yettiğince, dilim döndüğünce o müstesna insanı anlatmaya gayret edeceğim.
    Birçok kişi Karakoç’u “zamanımızın Karacaoğlan’ı” olarak gösterir. Bu ifade güzel bir ifade ama bana göre eksik bir ifade… Neden? Çünkü Karacaoğlan genel olarak beşerî aşk şiirleri yazan ve ismi Türk Edebiyatına altın harflerle yazılmış çok değerli bir ozanımızdır. Amacım asla bir Karacaoğlan - Abdurrahim Karakoç karşılaştırması yapmak değildir. Zaten üslupları da farklıdır. Vurgulamak istediğim husus şu: Abdurrahim Karakoç beşerî aşk şiirlerinin yanında ilahî aşk, hiciv(taşlama), tabiat, didaktik şiir dediğimiz eğitici-öğretici nitelikli şiirleri de ustalıkla yazan nadir şairlerimizden birisidir. Bu yönleri ile onda Karacaoğlan’ın yanında Yunus Emre’yi, Köroğlu’nu, Dadaloğlu’nu, Nef’i’yi, Âşık Veysel’i ve benzeri şair ve ozanlarımızı bulabiliriz. Ama Abdurrahim Karakoç’un tarzı bu şair ve ozanlarımızın hiç birisine benzemez. O der ki: “Açılmış çığırdan dosta gidemem/Ayaklarım ize sığmaz ölürüm”. Yani o, kendi çığırını kendisi açmış, kendi tarzını kendisi belirlemiş ve o çığırda emin adımlarla yürümüş olan güzide bir şairimizdi…
    O, toplumun her kesimine hitap edebilen bir şairdi... Bazı şairler vardır, şiirleri sadece üst kesime hitap eder, tabandaki vatandaşlarımız bir şey anlamaz. Bazı şairlerimizin şiirleri de köydeki vatandaşın ilgisini çeker ama derinliği olmadığından üst kademedeki şahıslara yavan gelir.
    Bu noktada sizlerle bir hatıramı paylaşmak istiyorum:
    Üstadımla birlikte Yargıtay Eski Başkanı, değerli hemşerim Osman Arslan'a -başkan olduktan sonra- hayırlı olsun ziyaretine gitmiştik. Hoşbeşten sonra sevgili Başkanım, Karakoç üstadımızın “Hâkim Beğ” şiirini baştan sona ezberden okudu…
    Gene bir dergide okumuştum. Bir yazar diyordu ki: Babamın kasketinin içinde Abdurrahim Karakoç’un şiirleri vardı; kahvehane veya sohbet ortamlarında kasketinden çıkarır onları okurdu… İşte anlatmak istediğim budur; gerçek şairlik budur… Şairin şiirlerinden en üstteki bürokrat, profesör ve benzeri kişilerle birlikte alt kesimdeki köylü vatandaşlarımız da aynı şekilde etkileniyor, heyecanlanıyor ve tefekküre dalabiliyorsa şair hedefine ulaşmış demektir. Üstadımızın hemen hemen bütün şiirleri bu özelliği taşır. Şiirlerinin toplumun bütün kesimlerinde heyecan ve ilgi uyandırdığını görürüz. O, toplumun her kesiminin anlayabildiği, faydalanabildiği bir şairdi... Onların ağzı, dili, duygusu, sevinci, neşesi, hüznü, öfkesiydi... Abdurrahim Karakoç toplumun çok kaliteli bir tercümanı idi... Şair, toplumun ufkunu açan, ona yol gösteren, ona kılavuzluk eden bir öğretmen olabildiği ölçüde şairdir. Bir öğretmen de öğrencilerinin seviyesine inebildiği ölçüde iyi öğretmendir.
    Üstadımızın şiirleri ile ilgili olarak onlarca mastır ve doktora tezi hazırlanmıştır. Yüzün üzerinde şiiri bestelenmiş; dilden dile, gönülden gönüle dolaşmaktadır.
    Şiirlerinde, insanı tefekküre mahkûm eden ifadeler vardır. Üçüncü göz, dördüncü cemre, beşinci mevsim, suların ıslatılamaması, kaplara belenerek uyutulması, testereyle kesilmesi, iplere serilerek kurutulması, lambada titreyen alevin üşümesi, gölgenin armağan verilmesi, göğsünden vurulması, güneşte görülmesi ve benzeri yüzlerce sır taşıyan ifadeler…
    Abdurrahim Karakoç sadece şair miydi?.. Hayır… Karakoç insanlığa örnek teşkil edecek şahsiyetli bir duruşa sahipti... O, her şeyden önce mangal yürekli, dik duruşlu, özü sözüne uygun örnek bir insandı… O, aynı zamanda güçlü bir yazar ve de en önemlisi, bir dava adamıydı…
    Ben milletim uğruna adamışım kendimi
    Bir doğrunun imanı bin eğriyi düzeltir
    Zulüm Azrail olsa hep hakkı tutacağım
    Mukaddes davalarda ölüm bile güzeldir.
    Diyen şairdi…
    Abdurrahim Karakoç Allah’tan başka hiç kimsenin karşısında eğilmemiş, doğruları çekinmeden dile getirmiştir. Bu yüzden defalarca yargı karşısına çıkmış, mahkemelerde kendisinin avukatlığını kendisi yapmış ve davaların tamamından beraat etmiştir. İlk yargılanması ise 27 Mayıs Darbesi’nden sonra kaleme aldığı,
    “Hürriyeti gelin ettik dul çıktı
    Çal davulcu fırsat ele bir geçer.
    Bu düğünün şakşakçısı bol çıktı
    Çal davulcu fırsat ele bir geçer.”
    Dörtlüğünden dolayı olmuştur.
    Bu, arı-duru, pırıl pırıl akan Karakoç ırmağı her ne kadar aramızdan ayrılmış olsa da bırakmış olduğu eserleri ile gönüllerdeki yolculuğuna devam etmektedir. O, geçmişi tertemiz, geleceğini de tertemizliğe adayarak; haksızlıkların, adaletsizliklerin, ahlaksızlıkların, siyasi idraksizliklerin, milli ve manevi değerlerimize yapılan saldırıların üzerine pervasızca giden bir Anadolu yiğidiydi…
    Karakoç’u sadece Mihriban şairi olarak tanımlamak bir damla sudan haberdar olup da o suyun bağlı olduğu okyanustan haberdar olmamaktır. Üstadın eserleri dikkatlice okunduğunda daha nice Mihriban’larla karşılaşılacaktır.
    Çok iyi biliyorum ki, hakkında kullanmış olduğum bu ifadeler onun hiç hoşuna gitmezdi... Çünkü onun mizacı övülmeye, methedilmeye müsait değildi…
    O, her yazdığı şiirde, yazıda ve her yaptığı işte Allah rızasını gözeten müstesna bir insandı… Ama gerçeklerin karanlıkta kalmaması gerektiğini düşünüyorum.
    Daha önce de ifade ettiğim gibi onu okuyup da tefekküre dalmamak mümkün değildir.
    Ben: Gönlü aklına uymayan deli…
    Ben: Az düşünceden doymayan deli…
    Ben: Beni ben diye saymayan deli...
    Bırakın, ben benden uzaklaşayım.
    ------------------------------------------------
    “Belemişler kaplara, uyutmuşlar suları
    Ve sermişler iplere, kurutmuşlar suları
    Dalmışlar eğlencenin fikirsiz oyununa
    Ya toprakta ya gökte unutmuşlar suları.”
    -----------------------------------------------
    Elimle musluğunu açtığım sular yandı
    Yürüyerek içinden geçtiğim sular yandı
    Boyu üç yılı aşan sabır orucu tuttum
    İftar vakti olanda içtiğim sular yandı.
    ------------------------------------------------
    “Önce kökü dalda, dalı çiçekte
    Çiçeği meyvede, meyveyi renkte
    Var olan her şeyi bir çekirdekte
    Onu da Mevla’da yitirdim anam.”
    ------------------------------------------------
    “Mezar taşlarında kitabeleri
    Okumak huyundu öteden beri
    Giderdin ezele, dönmezdin geri
    Solardı gözlerin, hatırlar mısın?”
    -----------------------------------------------
    Yalnızlık… Caddede, sokakta, evde
    Ben beni özlerim; gurbet bu derim.
    Mezarlıkta güler yaşlı bir dede
    Yaşarır gözlerim; gaflet bu derim.
    -----------------------------------------------
    Kaybettim mesafeyi, zamandan uzaklaştım
    Sevgi diye sarıldım, isyanla kucaklaştım
    Ne kendimden kurtuldum, ne kendime yaklaştım
    Toprağın üstü mezar, zevke dalmış ölüler
    Can sıkmaya yetiyor canlı kalmış ölüler.
    -----------------------------------------------------
    Yürüyen heykellerle aynı müzedeyim ben
    Konuşan mumyalara kimden söz edeyim ben
    Fikren işkencedeyim, ruhen cezadayım ben
    Korkaklığın sükûtu kol geziyor her yerde
    Sanki tek başımayım, tek kişilik mahşerde.
    -----------------------------------------------------------
    Sevgi ektim, naz biçmeye çalıştım
    Ne zamana, ne kendime alıştım
    Kırk senede yedi hasret bölüştüm
    Yedi dünya bana düştü sandım oy!
    Hadi düşünmeyin, tefekküre dalmayın elinizdeyse…

    Üstadımla nasıl tanıştım?
    Yıl 1983… Gazetelerden TOBB’nde kitap fuarı açıldığını ve Abdurrahim Karakoç’un, kitaplarını imzalayacağını öğrendim. Abdurrahim Karakoç sevdalısı bir kişi olarak hemen ertesi günü -halk tabiriyle- oraya damladım. O zamana kadar üstadımla yüz yüze hiç görüşmemiştim.
    Kitap reyonunda bir kişi vardı. Reyon görevlisi zannederek sordum:
    Abdurrahim Karakoç yok mu?
    O kişi gayet mütevazı bir şekilde,
    “Benim” dedi.
    Ben, biraz da şaşkınlıkla,
    Abdurrahim Karakoç sen misin? Diye tekrar sordum.
    (Şaşırmıştım çünkü karşımda kasıntısı olmayan, saygılı, mütevazı bir Anadolu insanı duruyordu… Demek ki insan ister istemez o müthiş şiirlerin sahibinden yüksekten bakan bir duruş bekliyor. Aslında o, bu duruşu ile bana ve benim gibilere insanlık dersi veriyordu…)
    Tekrar cevap verdi,
    Evet benim…
    Ben heyecanla,
    Üstadım, “ver şu mübarek elini öpeyim” diyerek eline yöneldim, ama öptürmedi; sadece tokalaştı(sonradan sevgili üstadımın elini hiçbir zaman öptürtmediğini öğrendim.)
    Hâl hatır sorup kitaplarımı imzalattıktan sonra oradan ayrıldım.
    …….
    Aradan 4 yıl geçti…
    O zamanlar TRT Ankara Radyosu’nda görev yapıyordum. Bir bayram öncesinde gelen tebrik kartları içinde üstadımın kartını görünce adeta dünyalar benim oldu… Büyük bir sevinç ve heyecan içinde tebrik üzerindeki dörtlüğü okudum.
    Şöyle diyordu:
    “Dilekler mi büyük, gökyüzü mü dar?
    Niçin menziline ermez dualar?
    Gül yüzlü bayramlar nereye gitti?
    Neden gönüllerde gamlı bayram var?”
    Dörtlüğün altında da “Bayramlar bayram ola” yazıyordu.
    (Sonradan, bu tebriki çok sevdiğim, saygı duyduğum İbrahim Yalçınkaya kardeşimin tavsiyesi üzerine gönderdiğini öğrendim.)
    Ben de o sevinç ve heyecanla hemen şu cevabî dörtlüğü yazarak üstadıma gönderdim:
    “Ne dilekler büyük, ne gökyüzü dar
    Bir gün menziline erer dualar
    Yürekli yiğidim, can Karakoç’um
    Gelecek gül yüzlü gamsız bayramlar!..”
    Ve aradan 8-10 gün geçmişti ki görevli arkadaşlarım misafirimin olduğunu söylediler. Büyük bir hayretle çalışma odamın kapısından Karakoç üstadımın girdiğini gördüm. İlk şaşkınlıktan sonra “vay Karakoç’um!..” diyerek yerimden fırladım ve boynuna sarıldım.
    Heyecanım biraz yatıştıktan sonra tatlı bir sohbete başladık. Uzun sohbetten sonra gitmek için kalktığında kendisine dedim ki: Sevgili üstadım, buraya kadar gelip beni sevindirdin, şereflendirdin; Allah senden razı olsun. Şayet kabul edersen senden bir isteğim olacak… Benim çok sevdiğim iki tane ağabeyim var, üçüncüsü de sen olur musun?..
    “Elbette, çok sevinirim.” Cevabını verdi.
    İşte o günden sonra üstadımla ilişkilerim hiç kesilmedi. Onun hem dostu, hem kardeşi, hem de asistanı diyebileceğim bir yakınlıkla hep birlikte oldum. Aile ziyaretlerine, tatillere, şiir şölenlerine, bazı televizyon programlarına birlikte gittik…
    “antoloji.com” isimli şiir sitesine hem şahsım hem de Karakoç hayranlarınca gönderilen şiirlerinin -kendisinin verdiği vekâletle- kayıt ve kontrolünü yaptım/yapmaktayım.
    Şiir programlarında kendi şiirlerinin seslendirmesini genellikle ben yapardım. Sahneye çıktığında bir iki şiirini okuduktan sonra “Ben güzel şiir yazarım, ama güzel okuyamam; onun için yanımda güzel okuyanı getirdim.” diyerek beni takdim ederdi ve şiirlerini bana okuturdu…
    Sevgili dostlar!
    Üstadımın, ağabeyimin yokluğuna bir türlü alıştıramadım kendimi… Her dakika, her saniye onu düşünmekten, hatıralarını hatırlamaktan kendimi alamıyorum. Yokluğunun dayanılmaz acı ve ızdırabı ebedi dünyada ona kavuşuncaya kadar benimle birlikte olacaktır. Yüce Rabbimden bu müstesna insana tekrar tekrar rahmet dileyerek değişik konulardaki şiirleri içinden aldığım dörtlüklerle baş başa bırakıyorum sizleri:
    Şiir bir cennet bahçesi
    Girmeyene anlatılmaz.
    Cennet nedir, bahçe nasıl?
    Görmeyene anlatılmaz.
    ---------------------------------------------------------
    ---------------------------------------------------------
    Hiciv(taşlama) Şiirlerinden birer dörtlük:
    Köye çoban ettik sağır ibiş'i,
    Çatal doğurtuyor erkek çebişi
    Yağcılıktan yükün tuttu çok kişi,
    Gene aşiretin yüzü güldü de. (Hasan’a Mektuplar’dan)
    --------------------------------------------------------
    Beni dinle ey kadı
    Bozuldu işin tadı!..
    Zulûmse eğer adı
    KENAN yapsa da aynı
    YUNAN yapsa da aynı...
    ---------------------------------------------------------
    Paylaştık zahmet çekmeden İslâmlık mirasını
    İbadet etmeyiz Hakk’a, almadan kirasını
    Esiriz nefsin elinde, bilen yok çaresini
    Namaz, oruç, hac ve kurban hep riyadır, hep riya
    Bir acayip ümmet olduk ey Resul-ü Kibriya!
    ----------------------------------------------------------
    Kurnaz emer budalanın kanını
    Böyle yürür hokkabazın kanunu
    Doğru karar eğri dostun canını
    Sıkar amma neden sonra anlarsın.
    ------------------------------------------------------------
    Giderken alkolden girdi komaya
    Meyhaneyi yurt sayardı bu deyyus.
    Yemin eder “Pazar” derdi Cuma’ya
    Ağustos’u Mart sayardı bu deyyus.
    ------------------------------------------------------------
    Kevser bardakları atıldı raftan
    Her şaraba KÜP olanlar ön safta.
    İffet timsalleri kovuldu saftan
    Her bebeğe TÜP olanlar ön safta.
    --------------------------------------------------
    “Yalan-dolan ile devran sürmeyi
    Biz ne bilek beğim böyükler bilir
    Milletin başına çorap örmeyi
    Biz ne bilek beğim böyükler bilir.”
    ------------------------------------------------
    “Soyguncu soysun da, vurguncu vursun
    Sen ana karnında boşa durursun
    Doksan günde çık gel, dokuz ay dursun
    Doğmaya gayret et, doğmaya bebek
    Sonra geç kalırsın yağmaya bebek.”
    -------------------------------------------------
    Zor kullanır, aka kara dedirir
    Kurbağaya kuş tutturur bu düzen.
    Namussuza ballı kaymak yedirir
    Namusluya taş yutturur bu düzen.
    --------------------------------------------------
    Eşkıyalar, huzuru bu ülkeye yâr etmez
    Beyinsiz mandalara ne söylense kâr etmez
    Umutlanma boş yere ey milleti mücella
    Kendi bermurad olan seni bahtiyar etmez.
    ---------------------------------------------------
    Doğru mu, yanlış mı karar sizlerin
    Biz aklın durduğu çağda yaşadık.
    'Ben dinsizim! ' diyen beyinsizlerin
    Din dersi verdiği çağda yaşadık.
    --------------------------------------------------
    Allah'tan korkmuyorsan dışla ALLAH diyeni
    Her mekândan uzak tut, fişle ALLAH diyeni
    Bugün için güç sizde, sonsuz yetki sizdedir
    Taşla ALLAH diyeni, şişle ALLAH diyeni!..
    ----------------------------------------------------
    Sorsanız çok kişi “turp gibiyim” der
    Sanki ne değişir “hıyarım” dese…
    İnsanlar mantarı severek yerler
    Ben mantarım diyen çıkmaz nedense.
    -------------------------------------------------
    Gene tehir etme üç ay öteye
    Bu dava dedemden kaldı hâkim beğ.
    Otuz yıl da babam düştü ardına
    Siz sağ olun, o da öldü hâkim beğ.
    ------------------------------------------------
    Avrat yeğin sayrı, benim karnım aç,
    Keyf için gelmedik bura tohdur beğ.
    Fukara harcından yaz da bir ilaç,
    Olsun derdimize çare tohdur beğ.
    ------------------------------------------------
    Gitmişti makama arz-ı hâl için
    'Bey' dedi, yutkundu, eğdi başını.
    Bir azar yedi ki oldu o biçim..
    'Şey' dedi, yutkundu, eğdi başını.
    --------------------------------------------------
    Kancayı dine taktı tüm sapıklar sürüsü
    Medyayla yol alıyor dinde reform virüsü
    Emir yüksek yerlerden verilmiştir belli ki
    Dikkatle bize bakar Washington'u, Paris'i! .
    ----------------------------------------------------
    Yoksa Allah korkusu, hükümransa çağdaşlık
    Çekirgeyle zürafa takaslanır yukarda.
    Kişinin liflerine sinmiş ise yobazlık
    Hak, hukuk ve insanlık makaslanır yukarda.
    -----------------------------------------------------
    Öğrenemedik hâlâ Baykuş kimdir, Doğan kim?
    Vatanı parselleyen, milletimi sağan kim?
    Dinmeyecek mi acep bu uğursuz fırtına? !
    Şamata çok, şaşırdık, gürleyen kim, yağan kim?
    -----------------------------------------------------
    Beyaz camda kara baykuş
    Gül üstüne türkü söyler.
    Yaş tezeğe sinek konmuş
    Bal üstüne türkü söyler.
    -----------------------------------------------------
    Tarihe taht kurup oturan canlar
    Âleme adalet götüren canlar
    Üç kıtayı dize getiren canlar
    Prensleri bulduk... Unuttuk sizi.
    -----------------------------------------------------
    Derisini yüzdük demokrasinin,
    İşi iştir imtiyazlı asinin.
    Hakikatte vahşi, sözde ‘vasi’nin
    Dörtnala gidilir yolunca Hasan.
    -----------------------------------------------------
    Güneş yükselmeden kuşluk yerine
    Bir adam camiden döndü evine
    Oturdu sessizce yer minderine
    Kızı “Bayram” dedi, yalınayaklı
    Adam “Bayram” dedi, tam ağlamaklı…
    ------------------------------------------------------
    Sınırlar çizildi rüyalarına
    Yasaklar konuldu dualarına
    Hangi sesler hâkim semalarına
    Oy güzel vatanım, oy Anadolu!..
    -----------------------------------------------------
    -----------------------------------------------------
    Eğitici, öğüt verici bazı şiirlerinden birer dörtlük:
    Yiğidim aslanım, ha gayret eyle
    Gaflet üstümüzde kalmasın böyle
    İmanla yatıp-kalk, ihlasla söyle
    Kutlu mesaj verilmeyi bekliyor
    Ölü dünya dirilmeyi bekliyor.
    --------------------------------------------------
    Bilir misin gardaş Türk illerinde
    Havada yıldızlar, dağda kar üşür.
    Tutsak soydaşların türkülerinde
    Dört mevsim ötede bir bahar üşür.
    --------------------------------------------------
    Dünün insan yiyen kanlı çarkı yok…
    Yüzlerde gam, gönüllerde korku yok...
    Çerkez’i yok, Kürt’ü yoktur, Türk’ü yok...
    Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.
    --------------------------------------------------
    Almak-satmak, tapu-senet nafile
    Toplayıp yığdığın servet nafile
    Sıla nafiledir, gurbet nafile
    Yağmaya tozmaya değmez bu dünya.
    --------------------------------------------------
    Yürü, koş, uyu, otur, kalk
    Yukarı bak, aşağı bak
    Dört yana dönmeyi bırak
    Her duruş ecele doğru…
    --------------------------------------------------
    Gerçeğin hayalden en bariz farkı
    Uzağa atarsın yakına düşer.
    Öyle yüzler, öyle simalar var ki
    Unutmak istersin aklına düşer.
    -------------------------------------------------
    Gölgesinde otur amma
    Yaprak senden incinmesin.
    Temizlen de gir mezara
    Toprak senden incinmesin.
    --------------------------------------------------
    Serçe kadar yok musun be? !
    Hadi uç uçabilirsen...
    Akıl, izan, idrak sende
    Kader seç, seçebilirsen...
    ---------------------------------------------------
    Alev sardı âlemi, uyanmayın daha siz!
    Altta döşek yanıyor, üstte yorgan yanıyor.
    Beşikler besmelesiz, mezarlar fâtihasız…
    Doğan insan yanıyor, ölen insan yanıyor.
    --------------------------------------------------
    Bu bir cinnet krizi, gerçekler yolunuyor
    Gönül parkımızdaki çiçekler yolunuyor
    Kuzular yolunuyor, ördekler yolunuyor
    Kazlar tüyünü döktü, uyan artık Türkiye! .
    Iğdır’da şafak söktü, uyan artık Türkiye! .
    ----------------------------------------------------
    Aşçılık yapmasan da benden sana tavsiye
    Dibi delik kazandan, tencereden uzak dur.
    Bencil tabansızlara sakın yazma mersiye
    Pislik kokan kapıdan, pencereden uzak dur.
    ---------------------------------------------------
    Uyu uyu yat uyu masallarını bırak
    Uyan sen, karış karış toprakları uyandır.
    Çiçek açsın her taraf sizinle revnak revnak
    Uyan çocuğum, çalış, yaprakları uyandır.
    --------------------------------------------------
    Türksün, Müslümansın; dahası var mı?
    Unutma bunları aman ha bacım.
    Senin ak yüzünden ak olmamalı
    Dağda kar, külekte ayran ha bacım.
    --------------------------------------------------
    Dalıver derinlere, derinler şekillensin
    Bugünkü eserinle yarınlar şekillensin
    Dedene şekil vermek senin elinde değil
    Öyle gayret göster ki torunlar şekillensin…
    ----------------------------------------------------
    Nefret boşta kalsın, aşk ile dol da
    Işık, kılavuz ol gittiğin yolda
    Kur'an'dan feyz alan bir mektup ol da
    Yazdığın kitaplar seni okusun.
    --------------------------------------------------
    Seyreyle âlemi ibret içinde
    Görene hikmet var hikmet içinde
    Türlü renk, sayısız lezzet içinde
    Topraklar meyveye rahmet dağıtır.
    --------------------------------------------------
    Unutma, tez geçer zulmün ezası,
    Sabretmeyi bileceksin; tamam mı?
    Yiğide ar değil bahtın kazası
    Hakk'a teslim olacaksın; tamam mı?
    ---------------------------------------------------
    Ya... işte tarihin böyledir oğul!
    Geçmişten hız alsın geleceğin de..
    Göster Türklüğünü tunç bileğinle!
    Bu dine, bu ırka ve bu toprağa
    Sataşmak isterse herhangi gâvur:
    Vur! ALLAH aşkına vur!
    --------------------------------------------------
    Ya Allah!.. Deyince yedi zinciri
    Kıracak güçtesin, zayıfım sanma
    Fikir koşusunda çok dingişleri
    Yoracak güçtesin, zayıfım sanma.
    --------------------------------------------------
    Gün gelecek
    Tomurcuklar taşacak kılıfından
    Ve kılıçlar sıyrılacak kınından
    Edepsizler edebini takınacak.
    --------------------------------------------------
    Canım sağ oldukça rahmetli babam
    Susarsam, hakkını helâl etmesin.
    Ak sütün emziren ihtiyar anam
    Susarsam, hakkını helâl etmesin.
    --------------------------------------------------
    Uyanır Yörük’ü, Laz’ı, Afşar’ı
    Bir eyler zeybeği, horonu, barı
    Aydın ovasının ılık rüzgârı
    Efeden dadaşa selâm götürür.
    -------------------------------------------------
    -------------------------------------------------
    Dini içerikli bazı şiirlerinden birer dörtlük:

    Deseler ki: “İslâm’ın pınarından içmek suç”
    O suçu kabullenir, içerim avuç avuç.
    ---------------------------------------------------
    Hak kelâm' duyduğum, kitap Kur'an'dır
    Başka yok! Uyduğum kitap Kur'an'dır.
    Dolduğum, doyduğum kitap Kur'an'dır
    Beşerin 'boş'unda arama beni...
    -------------------------------------------------
    Can özünden besmeleyi çekende
    Dil yanmazsa ben yanarım sultanım.
    Hak uğruna bir sefere çıkanda
    Yol yanmazsa ben yanarım sultanım.
    -------------------------------------------------
    Bana Mevlana'yı, Yunus'u verin
    Mecnun'u, Leyla'yı size bıraktım
    Kırk yıldır susuzum, bir tas su verin
    Irmağı, deryayı size bıraktım.
    -------------------------------------------------
    Sular aşka gelir, çoşar HAK diye
    Başın taşa vurur vurur HÛ çeker.
    Rüzgâr dağdan dağa koşar HAK diye
    Arada bir durur durur HÛ çeker.
    -------------------------------------------------
    Ulaşmak için rahmete
    Katlandım bin bir zahmete
    Karışıp söze, sohbete
    Dillerde Seni aradım.
    --------------------------------------------------
    Seyrettim uzaktan benliğimi ki,
    Et, kemik, kan değilmiş mânâ.
    Habibin hakkına, İsmin hakkına
    Af dilemek için ağlayarak,
    SANA geliyorum SANA
    Ya HAKK!
    -------------------------------------------------
    Bunca yıldır bir hiçliğe
    Gittim, sana geliyorum…
    Yeter artık döne döne
    Bittim, sana geliyorum…
    -------------------------------------------------
    Ne saklarım, ne gizlerim
    Yalnızca O'nu özlerim
    Tabutta bile gözlerim
    Bakar gider dosta doğru.
    -------------------------------------------------
    Sormuşlar “ezelde aşk var mı? ” diye
    Ben kalpten vuruldum doğmadan önce.
    İster azap deyin ister hediye
    Meçhule sürüldüm doğmadan önce.
    -------------------------------------------------
    İçte deprem olur dışın düğümü
    İhlâssız çözülmez işin düğümü
    Aklımdan geçeni, düşündüğümü
    Okusam kim dinler, yazsam kim anlar?
    --------------------------------------------------
    Sevgi, kardeşlik hissi çıkacak zirvesine
    Kâinat 'HİÇ DİNMESE AH BU YAĞMUR' diyecek.
    Ve herkes Lâilâhe İllallah zikri ile
    'MUHAMMED RASULULLAH-ŞÜPHE YOKTUR' diyecek.
    --------------------------------------------------------
    Gösterir gün gibi, düşüncelerin
    Derinden derine âşıksın gönül.
    Çıkla kadın desem yalan söylerim
    Sen başka birine âşıksın gönül.
    --------------------------------------------------
    --------------------------------------------------
    Beşeri aşk şiirlerinden birer dörtlük:

    Sen aşka hiç dersin, bense hayata…
    Kim bilir, belki de bendedir hata.
    Bu dalgalı deniz, bu yanlış rota
    Beni benden, beni senden ayırır.
    ---------------------------------------------------
    Sen: 'Ben'sin, gel gör ki ben 'sen' değilim
    Sen: Benim düşüncem, ruhum ve dilim
    Sen: Benim gözlerim, ayağım, elim...
    Emin ol, sen bana benden berisin.
    ----------------------------------------------------
    Ey SEVDAM! Nerede kucaklaştık seninle,
    Ne zaman dolduk, ne zaman taştık seninle?
    Beklediğimiz sabahları görmeden
    Bak... Bak işte mezara yaklaştık seninle.
    ----------------------------------------------------
    Gidip de yorulma çok uzaklara
    Sen, 'sen'i gel benim içimde ara...
    Umut güneşimin mor bulutlara
    Girip girip çıkışında sen varsın.
    ---------------------------------------------------
    Ve bilenler dediler ki:
    Aşk da, söz de yalan imiş
    Akıl işi değil bu iş…
    Ve sonra hatırladık ki
    Sevenler hep boşa sevmiş...
    ----------------------------------------------------
    Dikkat eyle geçmiyorum sırayı;
    Bozar ise kader bozsun arayı.
    Aç ekmeği sever, fakir parayı...
    Ben de seni seviyorum, darılma.
    ----------------------------------------------------
    'Yâr' deyince, kalem elden düşüyor
    Gözlerim görmüyor, aklım şaşıyor
    Lâmbamda titreyen alev üşüyor
    Aşk, kâğıda yazılmıyor Mihriban.
    ---------------------------------------------------
    Süt emerdin gündüz-gece
    Unuttun ya, büyüyünce...
    Ha işte tıpkı öylece
    Unutursun Mihriban’ım.
    --------------------------------------------------
    Gün erdi zevale, gam zeval oldu
    Baktığım noktada başka hâl oldu
    Aklım kilitlendi, dilim lâl oldu
    Hangi aşk içime girdi bilmem ki?
    --------------------------------------------------
    Gönlümü vermişim, güle ne hacet
    Daha başka bir gönüle ne hacet
    Altına, elmasa, tüle ne hacet
    Şefkatimle duvakladım ben seni.
    --------------------------------------------------
    Aşk deyince anlattığı her şeydir;
    Öldürdükçe tadı gelen bir şeydir..
    Azrail'e can vermesi zor şeydir;
    Sen istersen sana vermek ne güzel.
    ---------------------------------------------------
    Dinlemek zor, anlamak zor yâr beni
    Göreceksen dertte, gamda gör beni
    Gönül toprağıma yaptım türbeni
    Dirilirsen ben ölürüm, unutma...
    ------------------------------------------------
    Karagözlüm, kavuşmayı beklerken
    Ayrılığın vakti geldi, duydun mu?
    Beraberce diktiğimiz çiçekler
    Açılmadan önce soldu, duydun mu?
    -------------------------------------------------
    Kıskançlık çakılı kazıktır serde
    Bölünsün bu rüya en tatlı yerde
    Seni canlı kullar öpmesinler de
    Kefenler sarılsın, topraklar öpsün.
    -------------------------------------------------
    Kara gözlüm bu ayrılık yetişir,
    İki gözüm pınar oldu gel gayrı.
    Elim değse akan sular tutuşur
    İçim dışım yanar oldu gel gayrı.
    -------------------------------------------------
    Aşk yarası ilaç kabul etmezmiş
    Bir gelirse daha dönüp gitmezmiş
    Tıp ilminin aklı fikri yetmezmiş
    Hatip ağlar, ebkem ağlar yarama...
    (Ebkem: Dilsiz, konuşamayan)
    --------------------------------------------------
    Başımdan bir kova sevda döküldü
    Islanmadım, üşümedim, yandım oy!
    İplik iplik damarlarım söküldü
    Kurşun yemiş güvercine döndüm oy!
    ---------------------------------------------------
    Görmediğim bir bambaşka durum var
    Sizin şehrin kızlarında savcı bey
    Yaklaşanı tâ yürekten vururlar
    Kan kokuyor gözlerinde savcı bey.
    ---------------------------------------------------
    Sırattan incedir sevda köprüsü
    Beraber geçelim tut elerimden
    Niyet ak güvercin, vuslat gökyüzü
    Beraber uçalım tut ellerimden.
    ---------------------------------------------------
    Sizlere KARAKOÇ ırmağından birkaç damla sunmaya çalıştım.
    Aramızdan ayrılan bu muhteşem ırmağın gönüllerimizde devamlı olarak akması, susamış, kurumuş gönülleri yeşertmesi dileğiyle üstadımıza yüce Allah’tan tekrar rahmet diliyorum. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

    Cemal Gören

    Sevgili ağabeyimin vefatından önce ve sonra yazdığım iki şiirle yazımı noktalıyorum:

    ABDURRAHİM KARAKOÇ ÜSTADIMA

    Açtığın çığırdan dosta giderim
    Ayaklarım izde nokta üstadım.
    Senin her sözünde hikmet güderim
    Mânâ gizli azda, çokta üstadım.

    Ölürüm sırlarla görüşmek için;
    Duygu zirvesine erişmek için.
    İnce çözümlere girişmek için
    Korkuyorum; gücüm yok da üstadım.

    İki gözün üçüncüsündeki sır
    Üç cemrenin dördüncüsündeki sır
    Dört mevsimin beşincisindeki sır
    Görünmez karada, akta üstadım.

    Kaybolmuş kök dalda, dal da çiçekte
    Çiçekse meyvede, meyveyse renkte
    Daldım tefekküre bir çekirdekte
    Kilitlendim “var”da, “yok”ta üstadım.

    Senden duydum uyutulan suları
    Gökyüzünde unutulan suları
    Islanmayan, kurutulan suları
    Hâlimi gör, şöyle bak da üstadım.

    Armağan verilen gölgeyi duydum
    Göğsünden vurulan gölgeyi duydum
    Güneşte görülen gölgeyi duydum
    Kuşlar gezinirken gökte üstadım.

    Hayâl mermerinde donan hâtıra
    Halka halka hâl getirir hatıra
    Bin bir sayfa sığmış bir tek satıra
    Gizlenmiş çokluklar tekte üstadım.

    Gâh yanarım garipteki yaslarla
    Gâh şişerim yiğitteki ısrarla
    Gâh üşürüm alevdeki esrarla
    Ruhum sarhoş, aklım şokta üstadım.

    Her atışta buluyorsun hedefi
    12’den vuruyorsun hedefi
    Firesiz tutturuyorsun hedefi
    Bir tılsım var yayda, okta üstadım.

    Küplere biniyor bilen böyükler
    Saldırıyor tüm boynuzlu geyikler
    Mankurtlar sürüsü seni sayıklar
    Hepsinin midesi tok da üstadım.

    Topal itler her dem dalar üstüne
    Akbabalar tehdit salar üstüne
    Günden güne şeref dolar üstüne
    Yürek mangal, niyet pak da üstadım.

    Kuruyan damarlar kanlansın artık
    Yürüyen heykeller canlansın artık
    Konuşan mumyalar sonlansın artık
    Gönülden gönüle ak da üstadım.

    Akılları denizlere salalım
    Baş belâsı ayrıkları yolalım
    Önümüzde gerçekleri bulalım
    Işığı devamlı yak da üstadım.

    Ummandan bir damla etmez sözlerim
    Her sözünü aç kurt gibi özlerim
    Nasiplense dünya, görse gözlerim
    Alınacak dersler çok da üstadım.

    Cemal Gören
    Aralık – 2004

    Üstadım, ağabeyim, yol ışığım Abdurrahim Karakoç’un aziz hatırasına…

    MANGAL YÜREKLİ YİĞİDİN ARDINDAN

    Aktın yıldız gibi dünya üstünden
    Yürekler dağlandı, yandı üstadım.
    İçtim ömür boyu şiir testi’nden
    Ruhum mutluluğa kandı üstadım.

    Kandım diyorsam da inanma bana
    Doymadım can suyum, doymadım sana
    Doyulur mu senin gibi insana
    İsmin kalp tahtıma kondu üstadım.

    Sen benim içimde titreyen telim
    Sen benim kalp gözüm, ayağım, elim
    “Sen öldün” demeye varmıyor dilim
    Gönlüm “şaka yaptın” sandı üstadım.

    Çiçeksin içimde her renk, her biçim
    Bu saygı, bu sevgi acaba niçin?!
    Bunaldığım yerde sığınmak için
    Varlığın limandı, handı üstadım.

    Sen gönlü aklına uymayan bilge
    Sen az düşünceden doymayan bilge
    Kendini kendinden saymayan bilge
    Akıllar tıkandı, dondu üstadım.

    Ey Anadolu’nun yiğit efesi!
    Ey çilekeşlerin hayat nefesi!
    Garibin, mazlumun kısıldı sesi
    Umut ışıkları söndü üstadım.

    İstenilen yerde durdun, bunu bil!
    Gönüllere tahtlar kurdun, bunu bil!
    Bu çağa mührünü vurdun, bunu bil!
    Milyonlar hep seni andı üstadım.

    Sevenler su gibi aktı arkandan
    Tekbirler göklere çıktı arkandan
    Adeta şimşekler çaktı arkandan
    Caddeler mahşere döndü üstadım.

    İman abidesi alperen yiğit
    Dostluk bahçesinde gül deren yiğit
    Çatlak dudaklara su veren yiğit
    Karakoç yağmuru dindi üstadım.

    Yaşıyorsa şayet çöktü Mihriban
    Hicranını kalbe döktü Mihriban
    Kadere boynunu büktü Mihriban
    Kurudu bahçesi, bendi üstadım.

    Millet has yolunda yürüyecektir
    Koyduğun potada eriyecektir
    Ülkün dört bir yanı bürüyecektir
    Bu yük omuzlara bindi üstadım.

    Rahmet yağsın böyle güzel insana
    Bu vatan, bu millet minnettar sana
    Rahat uyu, dönüp bakma arkana
    Aşkın ruhumuza sindi üstadım.

    Cemal Gören / 09.06.2012

  • Cemal Gören
    Cemal Gören 04.10.2017 - 21:35

    Üstadım, ağabeyim, yol ışığım Abdurrahim Karakoç’un aziz hatırasına…

    Mangal Yürekli Yiğidin Ardından

    Aktın yıldız gibi dünya üstünden
    Yürekler dağlandı, yandı üstadım.
    İçtim ömür boyu şiir testi’nden
    Ruhum mutluluğa kandı üstadım.

    Kandım diyorsam da inanma bana
    Doymadım can suyum, doymadım sana
    Doyulur mu senin gibi insana
    İsmin kalp tahtıma kondu üstadım.

    Sen benim içimde titreyen telim
    Sen benim kalp gözüm, ayağım, elim
    “Sen öldün” demeye varmıyor dilim
    Gönlüm “şaka yaptın” sandı üstadım.

    Çiçeksin içimde her renk, her biçim
    Bu saygı, bu sevgi acaba niçin?!
    Bunaldığım yerde sığınmak için
    Varlığın limandı, handı üstadım.

    Sen gönlü aklına uymayan bilge
    Sen az düşünceden doymayan bilge
    Kendini kendinden saymayan bilge
    Akıllar tıkandı, dondu üstadım.

    Ey Anadolu’nun yiğit efesi!
    Ey çilekeşlerin hayat nefesi!
    Garibin, mazlumun kısıldı sesi
    Umut ışıkları söndü üstadım.

    İstenilen yerde durdun, bunu bil!
    Gönüllere tahtlar kurdun, bunu bil!
    Bu çağa mührünü vurdun, bunu bil!
    Milyonlar hep seni andı üstadım.

    Sevenler sel gibi aktı arkandan
    Tekbirler göklere çıktı arkandan
    Adeta şimşekler çaktı arkandan
    Caddeler mahşere döndü üstadım.

    İman abidesi alperen yiğit
    Dostluk bahçesinde gül deren yiğit
    Çatlak dudaklara su veren yiğit
    Karakoç yağmuru dindi üstadım.

    Yaşıyorsa şayet çöktü Mihriban
    Hicranını kalbe döktü Mihriban
    Kadere boynunu büktü Mihriban
    Kurudu bahçesi, bendi üstadım.

    Millet has yolunda yürüyecektir
    Koyduğun potada eriyecektir
    Ülkün dört bir yanı bürüyecektir
    Bu yük omuzlara bindi üstadım.

    Rahmet yağsın böyle güzel insana
    Bu vatan, bu millet minnettar sana
    Rahat uyu, dönüp bakma arkana
    Aşkın ruhumuza sindi üstadım.

    Cemal Gören
    09.06.2012

  • Cemal Gören
    Cemal Gören 04.10.2017 - 21:31

    ABDURRAHİM KARAKOÇ ÜSTADIMA

    Açtığın çığırdan dosta giderim
    Ayaklarım izde nokta üstadım.
    Senin her sözünde hikmet güderim
    Mânâ gizli azda, çokta üstadım.

    Ölürüm sırlarla görüşmek için;
    Duygu zirvesine erişmek için.
    İnce çözümlere girişmek için
    Korkuyorum; gücüm yok da üstadım.

    İki gözün üçüncüsündeki sır
    Üç cemrenin dördüncüsündeki sır
    Dört mevsimin beşincisindeki sır
    Görünmez karada, akta üstadım.

    Kaybolmuş kök dalda, dal da çiçekte
    Çiçekse meyvede, meyveyse renkte
    Daldım tefekküre bir çekirdekte
    Kilitlendim “var”da, “yok”ta üstadım.

    Senden duydum uyutulan suları
    Gökyüzünde unutulan suları
    Islanmayan, kurutulan suları
    Hâlimi gör, şöyle bak da üstadım.

    Armağan verilen gölgeyi duydum
    Göğsünden vurulan gölgeyi duydum
    Güneşte görülen gölgeyi duydum
    Kuşlar gezinirken gökte üstadım.

    Hayâl mermerinde donan hâtıra
    Halka halka hâl getirir hatıra
    Bin bir sayfa sığmış bir tek satıra
    Gizlenmiş çokluklar tekte üstadım.

    Gâh yanarım garipteki yaslarla
    Gâh şişerim yiğitteki ısrarla
    Gâh üşürüm alevdeki esrarla
    Ruhum sarhoş, aklım şokta üstadım.

    Her atışta buluyorsun hedefi
    12’den vuruyorsun hedefi
    Firesiz tutturuyorsun hedefi
    Bir tılsım var yayda, okta üstadım.

    Küplere biniyor bilen böyükler
    Saldırıyor tüm boynuzlu geyikler
    Mangurtlar sürüsü seni sayıklar
    Hepsinin midesi tok da üstadım.

    Topal itler her dem dalar üstüne
    Akbabalar tehdit salar üstüne
    Günden güne şeref dolar üstüne
    Yürek mangal, niyet pak da üstadım.

    Kuruyan damarlar kanlansın artık
    Yürüyen heykeller canlansın artık
    Konuşan mumyalar sonlansın artık
    Gönülden gönüle ak da üstadım.

    Akılları denizlere salalım
    Baş belâsı ayrıkları yolalım
    Önümüzde gerçekleri bulalım
    Işığı devamlı yak da üstadım.

    Ummandan bir damla etmez sözlerim
    Her sözünü aç kurt gibi özlerim
    Nasiplense dünya, görse gözlerim
    Alınacak dersler çok da üstadım.

    Cemal Gören
    16 Aralık 2004

  • Mahmut Nazik
    Mahmut Nazik 07.04.2017 - 11:06

    Bende çok hakkı var... Ozanlar ölmez ama yine de Allah rahmet eylesin...

  • Ziya Arifoğlu
    Ziya Arifoğlu 05.08.2012 - 20:21

    Büyük Ozana,
    Bir kuş gördüm yaralanmış uçamıyor.
    KIrık kanatların açamıyor,
    Zalım avcılardan kaçamıyor.
    Vurmayı, avcılar onu vurmayın.

    İğde ağacının çiçeği sarı,
    Şairler, ozanlar severler yari,
    Bilemedim, bu yıl kışı, baharı,
    Sormayı nedenin bana sormayın.

    Lambanın titreyen alevi söndü,
    Ulu aşıkların ölümü dündü.
    Mihriban'a kavuşmanın yolu göründü,
    Durmayın yoluna, onun durmayın.

    Ecel gelip kapısına dyanmış,
    Ulu Allah'ına dua edip yaarmış,
    Ne güzel deyişler söyler, yazarmış.
    Nurlarla olasın, ey Büyük Ozan.

  • Ziya Arifoğlu
    Ziya Arifoğlu 12.06.2012 - 18:22

    Hemşehrim büyük ozan'ın ölümünü üzüntü ile duydum.Tüm antoloji ailesi ile beraber ozanın sevenlerine baş sağlığı diler,Allah'ın rahmetine kavuşmasını gönülden arzu ederim...

    HEMŞEHRİSİ:ZİYA ARİFOĞLU(ZİYAİ)

  • Gökan Öztürk
    Gökan Öztürk 24.07.2010 - 14:44

    Üstadım Abdurrahim Karakoç'a

    Ellerinden öpüyorum evvelâ
    Bu millet canından bıktı Üstadım!
    San ki bizi buldu her gelen bela
    Değirmenin cılkı çıktı Üstadım!

    Çıkar için dostla açtık arayı
    Kaç yıl geçti saramadık yarayı
    Yaradan’dan çok sevmişiz parayı
    Akıllar nereye baktı Üstadım!

    Kör gidermiş şu dünyaya kör gelen
    Yıllarca düşündüm nedir zor gelen
    Şimdi diyeceğim vallah her gelen
    Başımıza çivi çaktı Üstadım!

    Bol keseden attı kara sıpalar
    Bugün bile bak ağlıyor tepeler
    Oğlanların kulağında küpeler
    Devir oyun bozan vakti Üstadım!

    Çare sandık bir hıyarın tekini
    Uzak derken göremedik yakını
    ‘’Hasan’’ bile alamadı hakkını
    ‘’Emine’’ kafaya taktı Üstadım!

    Şeytan kovalıyor melek kaçıyor
    Dünkü çocuk ağzımıza s.. yor
    Torpil, rüşvet her kapıyı açıyor
    Bu nasıl adalet haktı Üstadım!

    Karga gibi bir kılavuz tutmuşlar
    Umut derken bataklığa batmışlar
    Memleketi parselleyip satmışlar
    Bebeler uykudan kalktı Üstadım!

    Vatan baştan başa başlar ağıda
    Hasret kaldık Fatih gibi yiğide
    Her gün şehit verir iken doğuda
    Hükümet canımı sıktı Üstadım!

    Değişmez bu düzen kuru laf ile
    Senelerdir kandırıldık saf ile
    Yapmayın etmeyin dedik nafile
    Her gelen burnunu soktu Üstadım!

    Düşman hangi safta, dost hangi safta?
    Anamız dinimiz ağlar her hafta
    Bin yıllık türkümüz dururken rafta
    Popa karşı gelen yoktu Üstadım!

    Aklı yoktur cahilleri övenin
    Vatan sever yiğitlere güvenin
    Günden güne ünü arttı devenin
    Gözünü gözüme dikti Üstadım!

    Çığ gibi yükselir angutu-toy’u
    Dedim bu millete, bırak uykuyu
    Kuzu gibi besliyoruz Apo’yu
    Sakarya’da şafak söktü Üstadım!

    Nemru’da dost olan nursuzlar çıktı
    Hazineyi soyan hırsızlar çıktı
    Sayamam dağ boyu arsızlar çıktı
    Ne diyem, bağrımı yaktı Üstadım!

    Türk’ün Türk’ten başka dostu yok dedik
    En büyük darbeyi yine biz yedik
    Biz devlet babadan huzur istedik
    Ağrımız, sızımız çoktu Üstadım!

    Daha çok bekleriz! Ey başını ey!
    Allah (c.c) ’tan korkunda duyun bizi hey
    Yüreğimi ta derinden yakan şey
    Bayrağımız boyun büktü Üstadım!

    28 / Haziran / 2009

    Gökan Öztürk

    Dua ile...

  • Metin Mercan
    Metin Mercan 19.01.2009 - 18:14

    Merhaba Üstadım Abdurrahim ağabeyim
    Ben sizn bir hayranınız nacizane şiir adına karalamalar yapmaktayım sizinle tanışmak ve benim karalamalarım hakkında yorumlarınızı almak arzusundayım sizin şiirlerinize gelince dünyayı aydınlatan bir güneş gibi parlamaktadır üflemekle sönmeyecek bir dehasınız ellerinizden öperim

  • Sabiha Rana
    Sabiha Rana 03.05.2008 - 23:21

    Abdurrahim Karakoç ve ''Mihriban''

    'Yâr' deyince, kalem elden düşüyor
    Gözlerim görmüyor, aklım şaşıyor
    Lâmbamda titreyen alev üşüyor
    Aşk, kağıda yazılmıyor Mihriban.

    Şiir mi dediniz?
    Şiiri kim yazar mı dediniz?

    Her gün birileri birilerine türlü vesilelerle şiirler yazarlar öyle değil mi?

    San ki dünya şiir üzerine kurulmuştur ve öylesine herkesin elinde ve dilinde şiirler gezinir..
    Aslında bizlerin bildiği kadar, çok değildir şiirler.. Yazanı da yok değildir ama şiiri şiir gibi yazanı da tespihteki tane gibidir şu dünyada.

    İşte öyle bir usta Abdurrahim Karakoç.

    Herkesin yazdığı şiiri yazmayan!

    O öyle bir şiir yazdı ki aşk kokan, hemde buram buram..

    O lambadaki alevin titrerken üşüdüğünü hisseden ve onu kalemiyle, yüreğiyle delen, dile getiren bir insan, bir şair'dir o!

    İşte!

    KENDİ DİLİNDEN, KENDİ TARİFİ

    'Ebedî kudretin tek sahibinden alınan emir üzerine 1932 yılında dünyaya gelmişim. Çocukluğum şöyle-böyle geçti.

    Kıt imkânlara, kıtlık yıllarına rağmen hâlâ o günleri özlerim. Birçok kimseye o yılları anlatsam, 'Özlenecek neresi var? ' diyebilirler, amma ben hep çocukluk yıllarımı sevdim. Şiir yazmaya küçük yaşlarda başladım. Zaten bizim oralarda her genç şiir yazar. Bu tutku başka bir meşgalenin veya işin olmayışından kaynaklanıyor gibime geliyor. Ben de avareydim, boşluğumu şiirle doldurmaya çalıstım.

    Benimle şiire başlayanlar yalnızlıktan, yardımsızlıktan dökülüp gittiler.

    Bana gelince:
    Sağolsunlar, iktidarların ve muhalefetin irikıyım politikacıları, ihtilal cuntacıları, 'bilimsel' cüppeliler, entellektüel züppeler, millî soyguncular, sosyete parazitleri, sermaye sülükleri, zulüm-işkence makineleri, adalet katleden hukukçular, dalkavuklar, üçkağıtçılar v.s. hep bana yardımcı oldular. Şiir malzememi veren onlar, öfkemi bileyen onlar oldular. Yardımlarını inkâr etmiyorum, fakat teşekkür de etmiyorum.

    Dinsizlerin değil, din düşmanlarının, yani İslâm düşmanlarının da az yardımı olmadı. Bir bakıma dinî duygularımın kuvvetlenmesine vesile oldular.

    En uygun zamanda yaşadığıma inanıyorum. Yardımcılarım (!) var oldukları sürece yazmaya devam edeceğim. Allah (cc) kısmet ederse...'

    Evli ve 3 çocuk babasıdır. 1984 Ekim ayından bu yana Ankara'da ikamet ediyor. Şu anda hiç bir siyasi kuruluş, hiçbir mesleki dernek üyesi değildir. Hakkın yanında olanları sözleriyle desteklese de, şahısları övmek, beğenmeyince sövmek gibi basitliği kabul etmemektedir.

    Yemini var, yazabildiği müddetçe yazacak. Kim bilir nereye ve ne zamana kadar... Demiş..

    Yüreklerdeki aşkı, tek titreten adam, şair diyorum ben ona.. Ve bu arada, onun yaşadığı ve yaşayacağı heryere bitimsiz sevgilerimi ve saygılarımı yolluyorum hemi de meleklerle sağ yanına..

    Bu çingene için de nasıl oldu da utanmadan sıkılmadan birde kelam etmiş, gem vurmuş, Abdurrahim Karakoç gibi bir şairin, yüreğinden, kaleminden çıkmış o şiirin, o ateşin kokusuna ve de ustaların hasına desinler..

    Onun şiirleri, bu yalan durdukça, dillerdeki gönüllerdeki aşklara daima yarenlik edecek.. İşte bunun için diyorum ki şair mi dediniz?

    İşte şair!

    Mihriban(Aşk)

    Sarı saçlarına deli gönlümü
    Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban.
    Ayrılıktan zor belleme ölümü
    Görmeyince sezilmiyor Mihriban.

    'Yâr' deyince, kalem elden düşüyor
    Gözlerim görmüyor, aklım şaşıyor
    Lâmbamda titreyen alev üşüyor
    Aşk, kağıda yazılmıyor Mihriban.

    Önce naz, sonra söz ve sonra hile...
    Sevilen, seveni düşürür dile
    Seneler, asırlar değişse bile
    Eski töre bozulmuyor Mihriban.

    Tabiplerde ilâç yoktur yarama
    Aşk deyince ötesini arama
    Her nesnenin bir bitimi var ama
    Aşka hudut cizilmiyor Mihriban.

    Boşa bağlanmamış bülbül, gülüne
    Kar koysan köz olur aşkın külüne...
    Şaştım kara bahtın tahammülüne
    Taşa çalsam ezilmiyor Mihriban.

    Tarife sığmıyor aşkın anlamı
    Ancak çeken bilir bu derdi, gamı
    Bir kördüğüm baştan sona tamamı...
    Çözemedim... Çözülmüyor Mihriban.

    Vur Emri(sh.80)

    Abdurrahim Karakoç

    Ve devam edip soruyorum!

    Şiir mi dediniz?
    İşte şiir!

    ''Melekler yüreğinizden öpsün''

    Gönül notum:

    Çok Sevgili Alev Meisel Hanımefendiden ''Lambada titreyen ALEV üşüyor! '' adlı yazısından,

    http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx? BlogNo=107384 aldığım o ruhla, Sayın Abdurrahim Karakoç ve yazdıkları

    ''Mihriban'' şiiri için, haddim olmaz dile gelişimdir..

    Antoloji: http://www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp? sair=18898&siir=946544&order=tarih

    Saygılarımla efendim.

    Sabiha Rana

  • Gökan Öztürk
    Gökan Öztürk 18.11.2007 - 13:07

    O BÜYÜK ÜSTADI GÖRDÜM

    24 EKİM 2007 GÜNÜNÜ, 50 SENE GEÇSE UNUTAMAM BELKİ ÖLENE KADAR UNUTAMAM

    DÜNYA KURBAN OLSUN ÜSTADA