5 Dakika
Bir insan sizden 5 dakika istiyorsa,
dinleyin.
Ne söyleyeceğini sormayın.
Şimdi olmaz, demeyin.
Sonra konuşuruz, demeyin.
Hele ki o insan
size ömründen yıllar verdiyse...
5 dakikayı çok görmeyin.
Çünkü belki size sadece zamanını vermedi.
Belki sevgisini verdi.
Belki gençliğini verdi.
Belki en güzel yıllarını verdi.
Belki sizinle bir ev kurdu.
Bir sofraya oturdu.
Aynı kapıdan girip çıktı.
Aynı odada uyudu.
Belki size bir aile verdi.
Belki çocuklarının annesi oldunuz.
Belki çocuklarının babası.
Belki bir zamanlar biz dediğiniz ne varsa
o insan sizinle kurdu.
İyi gününüzde yanınızdaydı.
Kötü gününüzde de.
Herkes giderken kaldı belki.
Siz kendinizden vazgeçtiğinizde bile
o sizden vazgeçmedi.
Ve gün geldi...
Siz gittiniz.
Olabilir.
İnsan gider.
Sevgi biter.
Yollar ayrılır.
Bir zamanlar birbirine sarılarak uyuyan iki insan,
bir gün birbirine yabancı olabilir.
Hayat bu.
Ama arkanızda bıraktığınız insan
sizden yalnızca 5 dakika istiyorsa...
Durun.
Çünkü o insanın içinde
söyleyemediği şeyler var.
Peki onları nereye atsın?
Söyleyin...
Nereye atsın?
Yıllarca sustuğu cümleleri
hangi çöpe atsın?
Boğazında kalanları
hangi kapının önüne bıraksın?
Gece herkes uyuduğunda
aklına gelenleri ne yapsın?
Söyleyemediği nedenleri...
İçine attığı kırgınlıkları...
Yutkunup sustuğu o kadar şeyi...
Nereye koysun?
İnsan kalbinin içinde
çöp kutusu taşımıyor.
Bitti deyince her şey silinmiyor.
Kapıyı çekip gidince
geride bıraktığınız insanın içi boşalmıyor.
Siz gidiyorsunuz.
Ama söyleyemedikleri
onunla kalıyor.
İşte belki bu yüzden
sizden 5 dakika istiyor.
Sizi geri döndürmek için değil.
Ayağınıza kapanmak için değil.
Beni yine sev, demek için değil.
Hayatınıza yeniden girmek için değil.
Belki sadece...
İçindekileri bir yere bırakmak için.
Ve o yer sizsiniz.
Çünkü o cümleler size ait.
O kırgınlıkların içinde siz varsınız.
O suskunlukların içinde siz varsınız.
O insan yıllarca
söyleyeceklerini size söyleyememiş.
Şimdi bir kere...
Sadece bir kere...
Karşınıza oturup
içinde ne varsa dökmek istiyor.
5 dakika.
Hepsi bu.
Belki ilk dakikada konuşamayacak.
Belki sadece yüzünüze bakacak.
Belki nereden başlayacağını bilemeyecek.
Belki yıllardır hazırladığı bütün cümleler
sizi görünce kaybolacak.
Belki ağlayacak.
Belki elleri titreyecek.
Belki size ne söyleyeceğini bile bilmediğini söyleyecek.
Bırakın desin.
Susarsa da bekleyin.
Ağlarsa da.
Cümlesi yarım kalırsa da.
Çünkü sizden bir ömür istemiyor.
5 dakika istiyor.
Üstelik belki size bir ömür vermiş bir insan,
sizden sadece 5 dakika istiyor.
Düşünün bunu.
Bir insan size yıllarını vermiş.
Sizden 5 dakika istiyor.
Size sevgisini vermiş.
Sizden 5 dakika istiyor.
Size güvenmiş.
Sizden 5 dakika istiyor.
Sizinle aynı yastığa baş koymuş.
Sizden 5 dakika istiyor.
Belki sizin için ailesini karşısına almış.
Belki sizinle bir aile olmuş.
Belki hayatının yönünü değiştirmiş.
Belki bin kere kırılmış
ama yine de kalmış.
Ve bütün bunların sonunda...
Sizden istediği şey
ne bir ev,
ne bir gelecek,
ne bir söz,
ne de yeniden sevilmek.
Sadece...
5 dakika.
Peki bu kadar mı zor?
Bir insanın gözlerinin içine bakıp
5 dakika susmak
bu kadar mı zor?
Cevap vermeden.
Kendinizi savunmadan.
Ben de, diye başlamadan.
Eski defterleri açmadan.
Kimin haklı olduğunu hesaplamadan.
Sadece dinlemek.
Çünkü belki o insan
sizden cevap istemiyor.
Belki açıklama bile istemiyor.
Sadece...
Beni de dinle.
Beni de gör.
Beni de duy.
Sonra nereye gidiyorsan git.
İşte bazen 5 dakika budur.
Bir insanı hayatınızda tutmak değildir.
Bir ilişkiyi kurtarmak değildir.
Bir aşkı yeniden başlatmak değildir.
Bazen 5 dakika...
Bir insanın içinde yıllardır tuttuğu her şeyi
sonunda dışarı bırakabilmesidir.
Çünkü siz çekip gidebilirsiniz.
Yeni bir hayat kurabilirsiniz.
Başka birine sarılabilirsiniz.
Başka bir evin kapısını açabilirsiniz.
Ama geride bıraktığınız insan
söyleyemediklerini nereye götürecek?
Her gece yatağına mı?
Her sabah aynaya mı?
Bir sonraki ilişkisine mi?
Bir sonraki sevgisine mi?
Kendi içine mi?
Nereye?
İşte bunu düşünün.
Bir insan sizden 5 dakika istiyorsa,
belki o 5 dakika
sizin için hiçbir şeydir.
Ama onun için...
İçinde yıllardır kapalı duran
bir kapıdır.
Ve siz o kapıyı açmadan giderseniz,
o insan yıllarca
o kapının arkasında
kendi sesiyle kalabilir.
Bu yüzden...
Bir insan size ömrünü verdiyse
ve günün sonunda sizden yalnızca
5 dakika istiyorsa,
verin.
Sonra gidin.
Kalmak zorunda değilsiniz.
Sevmek zorunda değilsiniz.
Geri dönmek zorunda değilsiniz.
Hiçbir şeyi düzeltmek zorunda değilsiniz.
Ama dinleyin.
5 dakika.
Sadece dinleyin.
Çünkü belki o insan
o 5 dakikanın sonunda
gözyaşlarını silecek,
derin bir nefes alacak
ve size artık gidebileceğinizi söyleyecek.
Ve gerçekten bırakacak sizi.
Belki istediği tek şey buydu.
Sizi tutmak değil...
Kendisini sizde bırakmamak.
O yüzden bir insanın
5 dakikasını küçümsemeyin.
Çünkü bazen insan
bir ömrü birkaç valize sığdırıp gider...
Ama söyleyemediklerini
hiçbir yere sığdıramaz.
Ve bir şey daha...
Eğer bir insan size sevgisini verdiyse,
zamanını verdiyse,
yıllarını verdiyse,
bir yuva verdiyse,
belki bir aile verdiyse...
Ve siz giderken
sizden yalnızca 5 dakika istediyse...
Ama siz o 5 dakikayı bile
ona çok gördüyseniz...
Yıllar sonra dönüp
helallik istemeyin.
Hakkını helal et, demeyin.
Çünkü bazı haklar
sonradan söylenen iki kelimeyle değil,
zamanında verilen 5 dakikayla helal olur.
Bir gün vicdanınız ağır geldiğinde
kapısını çalıp konuşmak istemeyin.
Çünkü bir zamanlar
o konuşmak istemişti.
Bir gün
beni bir dinler misin, demeyin.
Çünkü bir zamanlar
o da yalnızca bunu istemişti.
Bir gün siz 5 dakika istediğinizde,
kapının arkasında
kimse kalmamış olabilir.
Ve belki o zaman anlarsınız...
Mesele hiçbir zaman
5 dakika değildi.
Mesele,
bir insanın size verdiği onca yıldan sonra
sizden istediği küçücük bir zamanı bile
ona verememiş olmanızdı.
Mesele onun sizi
hâlâ sevip sevmemesi değildi.
Mesele gitmeniz de değildi.
Mesele...
O giderken içinde kalanları
nereye koyacağını bilememesiydi.
Çünkü bazı insanlar
gidenin arkasından koşmaz.
Kal, demez.
Yolunu kesmez.
Sadece son kez...
Beni dinle.
Beni gör.
Beni duy.
Sonra git.
Ve bunun için
sizden bir ömür istemez.
Bir yıl istemez.
Bir gün istemez.
Bir saat bile istemez.
Sadece...
5 dakika.
Şimdi düşünün:
Bir insan size
bir ömürden parçalar vermişken...
Sevgisini,
zamanını,
gençliğini,
güvenini,
belki yuvasını,
belki ailesini...
Ve bütün bunların sonunda
sizden yalnızca 5 dakika istemişken...
Siz o 5 dakikayı bile
çok gördüyseniz...
Bir gün onun kapısına gidip
helallik istemeden önce
kendinize şunu sorun:
"Bir insanın içindeki
onca susmuş cümleyi
dinlemeye 5 dakikam yoktu da...
Yıllar sonra affedilmeyi istemeye
nasıl vaktim oldu?"
5 Dakika ... Hepsi bu ...
Arzu UschiKayıt Tarihi : 4.10.2026 20:28:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!