BİRİNCİ PERDE
1957 yılı 22 Nisan’da
İstanbul Ortaköy’de
Ahır bozması bir evde
Merhaba dedim dünyaya
Kore gazisi Nihat(Namı diğer Keçi Nihat)
Ve İstanbul kızı Aliye’nin ilk çocuğu olarak
Çocuk yaşımla birlikte
Ortak oldum fakirlik ile sefalete
Sıcak yuvaya, sıcak olan her şeye, hasretle
Üç kardeştik elin parmaklarına yakın
İki kız, bir oğlan, ben büyük olandım
Birlikte oynayamadan, kardeşlik sevgisini tadamadan
Ben hariç dağıttılar başka ailelere
İyi baksınlar, büyüsünler diye
Çocuk yaşımla birlikte
Kardeşlerimden kopardılar
Bu da yetmiyormuşçasına karpuz ve bıçak
Bir de gözümden etti beni
Onun bunun yanında
Kâh ezilerek kâh büzülerek
Mezarlıklar oyun alanım
Ölü kemikleri idi kılıç ile tabancam
Çocukluğumu yaşayamadan
Hastane koğuşlarında
Vardım ilkokul çağına
İlk orada öğrendim okumayı
Yazdırdılar Kılıç Ali Paşa’ya
Harçlıksız başladım okumaya
Öğrendim yazmayı da
Dinledim, hep konuşulan politikayı
Yanı sıra ismet paşayı
Balık ağlarını, mera met yapan kadınları
Gizlice esrar içip saranları
Bu arada öğrendim sır saklamayı
Zengin çocuklarının ufalan çamaşırları
Yamalı çorap ile pençeli ayakkabıları
Mangalda pişen kahvenin telvesi
Talisman marka ocakta pişen çorba
Tavandan sarkan sarı hurmalar
Zar zor bitirdim okulu parasızlıktan
Bir kez on tane on kuruşluk
Geçmişti bir yerden elime
Sevdiğim arkadaşlarımla birlikte
O günün akşamına dek
Okul önünde satılan kocayemiş, karamel,
Çeyrek ekmek ile köfte
Muhallebicide tavukgöğsü
Ve yarım kilo çekirdek ile bitirdim servetimi
Erkekliğe Kızılay’da adım attım
Zeytin’i katık ederek
Manav dükkânında meyveleri seyrederek
Yerde bulduğum elmayı yiyerek
Kahvelerde garsonluk yapıp
Çok işlerde çıraklık ederek
Balıkçılar arasından nasibimi alıp
Buluğ çağıma erdim tek başıma
Yaşamak denirse benimkine, yaşayabilmek için
Oto tamirciliği, frezecilik, bekçilik
Köpek bakıcılığı, bulaşıkçılık, sinemacılık
Çeşitli yerlerde pazarlamacı ve hamallık
Babıali’de ıskata, ciltçilik derken yazarlık
Fabrikalarda işçilik ile garsonluk
Avusturya tütün’de sigara dumanı gibi
Geçip giden o güzelim yıllar
Yaşamak denirse benimkine
Ekmek paramı kazanırken
Yakalandım sonunda vereme
Yine düştüm hastane köşelerine
Çaresi yok
Ameliyat olacaksın dediler
Karar verdim, babamdan imza istediler
Nekahet devresiydi iki kez yattım masaya
Uzun yıllar kendime gelemedim
Bu arada çalışmadan edemedim
Arnavutköy ile Bebek volilerinde
Kangal yaparken otkun ipleri
Bazen kolon vurup, bazen ağ çekip
Anastas, Niko, Hüseyin reisler ile
Tayfa, Barbet, Sertaş ve Aleko ile
Maskotumuz dört ayaklıydı adı Barış
Mazide kalan İstanbul koylarında
Pırıl pırıl tertemiz plajlarda
Uskumru, palamut, torik oynaşırken
Orkinos ile yunus balıkları boğazın sularında
Yaşadım Lale, Yeter, Serap, Nurgül ile aşklar
Paylaştım Ali, Handan, Mesut ile akşamlar…
Deniz askeri olmak istiyordum
Çok istedim ama yapmadılar
Yeniden atıldım hayata
Bir sandal aldım kendime
Yazdım üstüne Çetintaş’ı
Benimde bir sandalım var dercesine
Boyadım onu her tonda maviye
Fakirlik ile sefaleti yenmek için
Durmadan çalışmak, çalışmak istiyordum
İstanbul Boğazı’nın her kıvrımında balık tutarak
Lodos havalarda topladığım odunları yakarak
Şişeleri satıp harçlık yaparak
Karlı, yağmurlu kış akşamları
Sandalımın baş altında yatarak
Geçinme adına yaşama savaşı verdim durdum
Birde diplomalı mesleğim olsun diyerek
Geceleri sanat okuluna gidiyor
Gündüz Et-Balık Kurumu’nda çalışıp
Yarım kilo kıyma ya da et kuyruklarını sayıyordum
Henüz 15-16 yaşında iken
Girdim altı oklu kapıdan içeri
Bir de baktım ki, başkaları da yaşıyor sefaleti
Sordum büyüklerime,
Sen sefil, ben sefil, bu nasıl devir
Dediler bana:
Değişecek düzen, kalamayacak ezilen
Toydum, hemen kandım particilik adına
Gelmedik iş kalmadı başıma
Nezaret, karakol ile Hasdal’ı
Yanı sıra satılmış hain ve korkakları
Particilik adına talanı
Fakirlik edebiyatı ile gecekondu yapanları
Gördükçe kahrettim kendi kendime
Dernekler kurdum, paylaştım dertleri
Tek vücut olup savunmak için
Denizlerin cefakâr emekçilerini
Çok söyledim dinletemedim
Denizlerin kirlenmesini önleyemedim
Karadenizli bir vekil dedi ki kirlenmez denizler
Aradan geçti 20 yıl bu kez dedi ne olur lüferler
Çok şey yapmak mümkündü
O iş senin bu iş benim diyerek
Çoğu zaman peynir, ekmek yiyerek
İlk kez aldım kendi paramla palto ve ayakkabı,
Çıkardım sırtımdan eski urbaları
Oldu sandalım sermaye
Kurdum kendime bir işyeri
Düşüncelerim ise alın teri
Nice nice teklifler yapıldı
Kapılar ardına kadar açıldı
Ama ben yapamadım
Onurumu, düşüncelerimi satmadım, satamadım
Riyakâr, korkak olmadım
Gelene ağam, gidene paşam demedim
Düzen uşaklığı yapmadım
Arkamdan çok konuştular
Yüzüme dost göründüler
Paylaşır gözüküp hep vurdular
Çok acı çektirdiler
Ancak yine yılmadım, yıldıramadılar
Biri Kadriye ikincisi Yasemin
Oldular bana dörder sene eş
Kadriye, çok cahildi ama güzel bir kız verdi
İkincisi ise fettan mı fettan
Canım dedim ona fısıldadım sıcacık
Çok sevdim sürdü kısacık
Bütün dertlerimden fazla çektirdi bana
Servetimi bitirdi
Sudan çıkmış balığa çevirdi
Kıskançlık ruhunu hep kemirirdi
Yıllar sonra kardeşimi, Deniz’i buldum
Biricik kızıma onun adına koydum
Matematik hesabı ile bakarsam geriye
Bu oto geçmişim içerisinde
Yirmi değişik işte, yirmi değişik kalıpta
Yedi kez hastaneye
Siyasal nedenle Hasdal’a
Dört kez ölümden dönüş, üç kez büyük ameliyat
On bir dernek, iki birlik, dört parti
İki evlilik, birde çocuk
Sayısız şiir ile yazdı, 2 kitap 1 dergi
Duvarda asılıdır hep, çalamadığım sazım
Sayısız dost ile on misli düşman
Yiye yiye bitiremediler kıçımı hiçbir zaman
Babam öldü geride anam kaldı
Bulamadım henüz ikinci kardeşimi
Kula kulluk etmemeyi
Bok altında kalıp, laf altında kalmamayı
Öğrendim kendi kendime
Bedenim genç, ruhum yaşlı
Kapıyorum artık birinci faslı
Burcum boğa inanırım fala
Bu yüzden toplamak isterim
Tüm güzellikleri, güzel insanları bağrımda
Olmak isterim birazcık Nazım yada Özdemir Asaf
Birazcık Picasso, Guavera veya İnce Memed
Papatya dahil tüm çiçekler
Martı ile bütün kuşlar
Ve tüm denizler gibi engin, özgür
Ağrı Dağı gibi yüce
Van Gölü gibi geniş
Sevmek sarışınlarla, esmerleri
Aşık olmak geliyor içinden
Güzel olan her şeye…
Kızmıyorum ürettiğim fikirleri çalanlara
Kin beslemiyorum düşmanlık yapıp kazık atanlara
Ama aptal değilim, unutmuyorum hiçbirini
Emeğimle ihtiyacım olan herşeyim,
Olmuştu perde kapanmadan.
İnsanoğlu derler
Ne idim, ne oldum, ne olacağım
Deyip bir an düşünmeli
Pamuk ipliği ile bağlıyız göbekten hayata
Yaşadığımız her anda yaratmak
Geriye güzel şeyler bırakmak
Barış içinde insanca yaşamak
Geldi mi zaman geçmişte kalanları
Acısı, tatlısı ile anmak
Geçip gidiyor işte hayat
İki bölümlük oyun bitti
Kapatıyorum perdelerimi
Yeni mekân, yeni oyuncular ile
Yeniden başlayıp üçüncü kez hayata
Bakıyorum bitmeyen umudumla yarınlara
Kayıt Tarihi : 2.2.2026 10:31:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!