Onur BİLGE
İlk maaşımı aldığımda ne yapacağımı bilemedim. Belli miktarda parayla idare etmeye alışmıştım ve bu harçlık hiç kesilmemişti. Elime ilk defa toplu para geçiyordu, arkası da gelecekti. Olduğu gibi babama uzattım. O da düşünmeden elimi itti ve:
“Aferin! Tok gözlü oluşun, tebrik edilecek bir vasfın. Teşekkür ederim ama neden veriyorsun bana? O senin paran. Benim, evlatlarımın parasında gözüm olmadı. Hem hamdolsun ihtiyacım yok. Kazancına sahip ol! Para namustur! Üstüne düğüm vur! Dünyanın bin türlü hali var. Onun olmadığı yerde bazı değerler riske girer. Allah kimseye muhtaç etmesin! Borç verirler, alır ödeyemezsin, haysiyetin şerefin kalmaz! ” dedi.
“Ne yapayım ben bunu? Al, sen kullan. Gerçekten ne yapacağımı bilmiyorum. Benim namıma harca o zaman…” falan dedim, kabul etmedi.
koşunun rüzgarını, köpüren yeleyi
toynakların kızgın kıvılcımlarını
Kişneyen bir tayın sevincini anlat
öfkeyi ve sağırındaki mahmuz yarasını