Zulmet Şiiri - Ahmet Haşim

Ahmet Haşim
56

ŞİİR


233

TAKİPÇİ

Zulmet

Ey sen
Ki şimdi şüpheli bir şekl-i pür-hayâl oldun
Bu semâ-yı mesânın altında!
Gecenin mevti ufku bağlamadan
Susmadan her teneffüs-i zinde.

Ey sen
Ki sönmemiş zer-i zülfünde son ziyâ-yı nehâr,
Bu genç elinle bu yorgun cebîn-i lâlimi sar,
Ve sonra git. Bana bî-va’d olan bu yollar hep
Adımlarınçün açılmış pür-incilâ vü zeheb…

Bırak leyâle bu cism-i garîb ü merdûdu,
Dizim eğildi; soğuk bir deniz gibi zulmet
Ağır ağır boğuyor bende ömr-i bî-sûdu.

Diken ve taşları üstünde bir çetin râhın
Dağıldı nesc-i harîr-i ümîd-i mahrûmum
Ve mutlaka gelecek gölgelerle şimdi ölüm…

Lâkin sen
Ki gözlerinde güler nûru bir gümüş mâhın
Eğilme, git
Ve eyle gölgede pâ-yı şebâbını tesbît…

Beni bir tûde eyleyen zulmet
Sana hüsn-i hayâli nakşedecek:
Oldu çeşmin nücûm ile mâlî,
Onların iştiâl-i seyyâli
Seni gûyâ karanlık üstünde
Etti bir heykel-i ziyâ gibi hâk.

Sen git
Ve eyle da’vet-i iklîm-i rûhuna rağbet.

Bu yol, bu yol, bu derin yol ki dâimâ mümted
Bu yol uzun ve benim dizlerim eğildi; gözüm
Kapandı. Da’vet-i yeldâla titriyor rûhum;
Bırak ve git, beni mevt-i leyâle tevdî et.

Büyük, derin ve soğuk bir deniz gibi zulmet
Etti eşkâl-i arzı bî-hareket,
Ve döktü rûhuma rü’yâya benzeyen bir mevt
Büyük, derin ve soğuk bir deniz gibi zulmet:

Lâkin sen
Dudakların yine pür-hande, gözlerin pür-zer
Saçın nücûm ile meşbû’ u müştail, yine ter
Bırakma rûhunu düşsün bu öldüren hisse,
Ve git
Ve eyle gölgede pây-ı ümîdini tesbît…

O belde-i zer ü hülyâda bekleyen gözler
“Nerde? ” derlerse,
“Ne oldu, nerde o? ” derlerse, âh o gözler eğer,
Miyâh-ı sâyede mevt-i fecî’imi anlat.

Ahmet Haşim
Kayıt Tarihi : 9.5.2015 15:28:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Hamdi Oruç
    Hamdi Oruç

    Ey sen
    Ki sönmemiş zer-i zülfünde son ziyâ-yı nehâr,
    Bu genç elinle bu yorgun cebîn-i lâlimi sar,
    Ve sonra git. Bana bî-va’d olan bu yollar hep
    Adımlarınçün açılmış pür-incilâ vü zeheb…


    Güzel bir şiir

  • Hasan Büyükkara
    Hasan Büyükkara

    ZULMET

    Ey sen
    Ki şimdi şüpheli bir şekl-i pür-hâyâl oldun
    Bu semâ-yı mesânın altında!
    Gecenin mevt[1]i ufku bağlamadan
    Susmadan her teneffüs-i zinde,
    Ey sen
    Ki sönmemiş zer-i zülf[2]ünde son ziyâ-yı nehâr,
    Bu genç elinle bu yorgun cebîn-i lâl[3]imi sar,
    Ve sonra git. Bana bî-va’d olan bu yollar hep
    Adımlarınçün açılmış pür-incilâ[4] vü zeheb[5]…

    Bırak leyâl[6]e bu cism-i garîb ü merdûd[7]u,
    Dizim eğildi; soğuk bir deniz gibi zulmet
    Ağır ağır boğuyor bende ömr-i bî-sûdu[8].

    Diken ve taşları üstünde bir çetin râh[9]ın
    Dağıldı nesc-i harîr[10]-i ümîd-i mahrûm[11]um
    Ve mutlaka gelecek, gölgelerle şimdi ölüm…

    Lâkin sen
    Ki gözlerinde güler nûru bir gümüş mâhın
    Eğilme, git
    Ve eyle gölgede pây-ı şebâbını tesbît[12]…

    Beni bir tûde[13] eyleyen zulmet[14]
    Sana hüsn-i hayâli nakşedecek:
    Oldu çeşmin nücûm ile mâlî,
    Onların işti’âl-i seyyâl[15]i
    Seni gûyâ karanlık üstünde
    Etti bir heykel-i ziyâ gibi hâkk.

    Sen git
    Ve eyle da’vet-i iklîm-i rûhuna rağbet.
    Bu yol, bu yol, bu derin yol ki dâimâ mümted[16]
    Bu yol uzun ve benim dizlerim eğildi; gözüm
    Kapandı. Da’vet-i yeldâ[17]la titriyor rûhum;
    Bırak ve git, beni mevt-i leyâle[18] tevdî et[19].

    Büyük, derin ve soğuk bir deniz gibi zulmet
    Etti eşkâl-i arzı bî-hareket,
    Ve döktü rûhuma rü’yâya benzeyen bir mevt
    Büyük, derin ve soğuk bir deniz gibi zulmet:

    Lâkin sen
    Dudakların yine pür-hande, gözlerin pür-zer
    Saçın nücûm[20] ile meşbû’[21] u müştail[22] yine ter
    Bırakma rûhunu düşsün bu öldüren hisse,
    Ve git
    Ve eyle gölgede pây-ı ümîdini tesbît…

    O belde-î zer[23] ü hülyâda bekleyen gözler
    “Nerde?” derlerse,
    “Ne oldu, nerde o?” derlerse, âh o gözler eğer,
    Miyâh-ı sâye[24]de mevt-i fecî’imi[25] anlat.

    Ahmet HAŞİM
    (Göl Saatleri, 1921)

    Vezin: Mefâilün / feilâtün / mefâilün / feilün (fâ’lün)
    Mefâilün / feilâtün / feilün (fâ’lün)
    Mefâilün / feilâtün / feilün (fâ’lün)
    [1] Ölüm.
    [2] Altın saç.
    [3] Dilsiz, korkak alın.
    [4] Parlama dolu.
    [5] Altın.
    [6] Geceler.
    [7] İstenmeyen. Reddedilen.
    [8] Faydasız ömür.
    [9] Yol.
    [10] İpek dokuma.
    [11] Yoksun.
    [12] Gençlik günlerinin izlerini belirle.
    [13] Yığın.
    [14] Karanlık.
    [15] Akıcı alevler.
    [16] Uzanan, uzayıp giden.
    [17] Uzun çağrılar, kadın (?).
    [18] Ölümlü geceler.
    [19] Bırak, emanet et.
    [20] Yıldızlar.
    [21] Doymuş.
    [22] Yanan, tutuşan, ateş alan, alevlenen.
    [23] Altın şehir.
    [24] Suya düşmüş gölgeler.
    [25] Feci ölüm.

  • Hüseyin Yanmaz
    Hüseyin Yanmaz

    emeğine ve kalemine sağlık
    günün şiirini kutlar saygılar sunarım...

  • Perihan Pehlivan
    Perihan Pehlivan

    gününüz hayırlı olsun

TÜM YORUMLAR (4)