Mekke’nin dar sokaklarında yankılanan o kara haber,
Zübeyr’in yüreğine kor bir alev gibi düşer.
"Muhammed öldü!" nidası sarsarken arzı ve semayı,
Genç kahraman kınından sıyırdı o şanlı davayı.
"O yoksa yaşamak ağır gelir, bu can emanet bana,"
Dedi ve yemin etti, boyayacaktı yolu kana.
Karşısına çıkan kim varsa yıkıp geçecekti,
Resul’ün kokusu uğruna dünyadan vazgeçecekti.
Kılıcı elinde bir aslan gibi atıldı meydana,
Gözü kara, gönlü yaralı, bakmadan sağına soluna.
Tam o hengamede parladı bir nur, dindi fırtına,
Efendimiz çıktı karşısına, şefkat doldu bağrına.
"Nereye ey Zübeyr?" dedi Alemlerin Güneşi,
Müjdeyle doldu kalbi, sönüverdi o hüzün ateşi.
Peygamber’in havarisi, sadakatle yoğrulan er,
İslam’ın sancağını o gün en öne dikti Zübeyr.
Bedir günü gelince, kader yeniden yazıldı,
Zübeyr’in başına kırmızı bir kundak kazındı.
O kırmızı sarık ki heybetin ve şanın timsali,
Yeryüzü görmedi o gün böyle bir celal hali.
Gök kapıları açıldı, melekler saf saf indiler,
Sema orduları Zübeyr’in rengine büründüler.
Her birinin başında o kırmızı nişandan vardı,
O gün Bedir sahası, Zübeyr kokulu meleklerle doldu taştı.
Gönlündeki o sevda, bir ömre bedel oldu,
Havari lakabı müjdeyle, kalbine doldu.
Kırmızı kundağıyla melekler bile hayrandı,
Zübeyr’in bu duruşu, tarihe şanla yazıldı.
Gökhan Öztürk
Gökhan Öztürk 3Kayıt Tarihi : 14.2.2026 12:36:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!