Avuçlarımda birikmiş asırların yorgun kumu,
Parmak uçlarımdan dökülüyor ağır ağır.
Hangi kıyıya vursam, deniz o eski hatırayı fısıldıyor;
Gökten inen gümüş bir iplik gibi,
Kendi düğümünü çözen kördüğüm...
Bir dağın kalbine misafir oldum dün gece,
Taşın sabrını dinledim, toprağın derin uykusunu.
Kökler ki, yerin altında sessiz birer nehir,
Dallara yürüyen o gizli sızı,
Bir yaprağın düşüşünde saklı koca bir kıyamet.
Bakma öyle uzaklara bakışın deler geçer zamanı,
Şimdi vakit, aynadaki yabancıyla barışma vakti.
Kendi gölgemizi çiğnemeden yürümek,
Ve bir kuşun kanat çırpışındaki o mutlak hürriyet;
Ne mülk ne makam, sadece o sonsuz boşlukta bir nefes...
Gökyüzü, boyanmamış bir tuval gibi beklerken bizi,
Biz hangi renklerin esiri olduk böyle?
Mavinin derinliğinde kaybolan fırtınalar,
Ve sükûtun içinde patlayan o devasa çığlık.
İşte orada, kelimelerin bittiği o ince çizgide,
Yeniden başlar asıl şiir.
Dursun dünya, varsın dönsün felek kendi ekseninde,
Biz, bir harfin içine dünyaları sığdıranlar,
Bir bakışın kuyusunda boğulup,
Bir gülüşün vahasıyla can bulanlarız.
Vade dolup, kalem kırıldığında bile,
Rüzgârın taşıdığı o tek dize kalacak geriye:
"Geldik, gördük ve sevdik; geri kalan sadece sessizlik."
Hasan Belek
Akçay
Kayıt Tarihi : 2.3.2026 16:54:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!