Aralandı kapılar dünyaya gelmek için
Yaşıyoruz hayatta bir lahza gülmek için
İki kapılı han bu dünya denen mervale
Sağ girdik kapısından ölüme gitmek için
Ağlayarak başladı hayat yolculuğumuz
Sen saçlarında yılların yorgunluğunu taşır
Dilinde suskunluğunu gizlersin yılların
Sen öyle güzel tamamladın ki beni
Yükünü aldın üzerimden en kötü zamanların
Sen dağ ceylanı naifliğisin ömrümün
İncir ağaçları, yılın son mevsimi
Beyazlanır karşı dağların başları
Bu ara yaprağını özleyen ağaç gibiyim
Yalnızlığa soyunan bir ben değilim
Gel de gör manzaranın vahim hâlini
Hayat ; boğaza düğümlenen sır
Ecel hazır,ölüm hazır, Azrail hazır
Zaman çizer yüzüne kırışıkları
Gün ilerler,bedenden bir sır ayrılır
Bir sela okur imam "essela tuvessela"
Önümden geçip durur başsız başsız adamlar
Olup biten her şeyi hayretle izliyorum
Çürümeye yüz tutmuş boya yüklü madamlar
Bir maskeli baloda maskesiz geziyorum
Öyle bir zaman ki bu kuklalar konuşuyor
Doğduk doyduk gidiyoruz
Mezilimiz ukba'ya
Can çıkacak biliyoruz
Çıkıp dursakta ay'a
Ne çokluğa ne uzlete
Kaç mil var aramızda seninle şimdi
Kaç şiir kısaltır mesafeleri aramızdan
Kaç şair öldürmeliyim içimde sensiz
Kaç şehir dolaşmalıyım ardından
Geçen her güne yeni bir ağıt yazılır
Ansızın bir uğultu çınlar kulaklarımda
Ansızın indirilir gözlerimin perdesi
O'nun ismi ve lafzı benim dudaklarımda
Benim bütün benliğim O'nun kulu kölesi
Zifiri karanlıkta tan yeri var odamda
Kaç tonu var sepyanın ?
Veya kaçıncı tonudur sepya siyahın ?
Kaçıncı tonunda yaşamaya çalışıyoruz
Ve, ne zaman renklerine boyanacağız hayatın ?
Gülleri unuttuk dikeniyle uğraşmaktan
Ters istikametlerin yolcularıyız seninle
Sen batı ekspresindesin ,ben doğu ekspresinde
Senin yolun sahile çıkarken,
Benim tren garım taşranın tam ortasında
Sen güneş gözlüğünün arkasından günbatımı izlerken
Ben ise buğday başaklarım amik ovasında




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!