Yazdım gönül sayfana; mürekkebim geceye sızan o kadim ah,
Harflerim ateşten bir lisan oldu, rüzgârın kussa da binbir siyah.
Geceni aydınlatan o kandil, ruhumun tenhadaki sızısıdır,
Suskunluğun içinde yankılanan, adının ezelden kalma yazısıdır.
Zaman diz çöktü madem, saatler huzurunda eriyip sussun,
Vuslatın rayihasıdır bu; varsın seher rüzgârı kalbimden vursun.
Adın sabrın en ağır mührü, omuzlarımda kırık bir derviş hırkası,
Bu aşkın ne evveli bilinir artık, ne de duyulur o sonsuz arkası.
Toprak kokan harflerle geldim, gök yağmurla mühürlensin diye,
Kırık dualarımı aminlerle yeşerttim; bu can ebediyete hediye.
Kefen beyaz bir sayfa olsa da, satır aralarında saklıdır o nur,
Mahşer günü her hece, bizi aynı secdede, aynı aşkta durdurur.
Sonsuzluğun o ilk cümlesi, senin nefesinle başlar elbet,
Dilimde mühürlü bir sükût, içimde bitmez o mukaddes hasret.
Kaderle kazınmışsa şayet bu sevda, kalemler kırılsın nâçar,
Gönül sayfası ölümü tanımaz; o, sonsuzluğa binbir kapı açar.
Mihrabında bir ayet, gönlünde mühürlenmiş tek bir isim isem,
Cümle sükûtun içinde, en derin, en yalın, en saklı hecesem;
Hicran dolu o eski defterin, sabrın nuruyla dolsun artık,
Bu gurbet yollarında, sevdanın kendisidir bize en aziz azık.
Ne felek silebilir bu hükmü, ne zamanın eli değer tenine,
Sevda dediğin biat etmektir, mahşerin o sarsılmaz yeminine.
Yaz kalemim, durma yaz; harfler yorulsa, kâinat sussa bile,
Bizim ruhumuz birdir; ne kâğıda sığar feryadımız, ne de dile.
Kayıt Tarihi : 1.3.2026 14:51:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!