Acımasız baskınların
Kıskacında ansızın
Uzanırken geleceğe
Tinsel mahzenlerde
Üşüdük ikimiz de…
Tutup ellerinden bir Anka takvimi
Yıldızları tuzlu suların altından çıkardım
Tatlı-tatlı gülümsediler denizkızları gibi
Yüzgeçlerinde karakteristik pislenme
Ellerinde ıslak mendilleri sarp hüzünlerin
Son saat ‘te son sadet’de
Çekip gitmiş ufukların buharında
Yeryüzünün kamburu da
Kuşağımızda zebani İlk kan
Ne içsek kan ne işesek kan
Yahut yüksek radyasyon
Damlayarak damara girmiş kurt
Yerin yedi bin katına tam inme zamanı /
Yakarsa grizuyu karpit yakar
Ayni demagojinin sayfası değil mi her gün?
A dan Z ye Ki
Biz o antik nakarattan bıkmışız…
Saçma dolu bacağımı sürüklüyorum ardım sıra
Fikrimin bir kafası altmışlı yılların darağacında
Sesimi kartalların pençesine yazdım upuzun
Umudumu pır pır uçan güvercinlerin kanadına
Kim ne anlamış yaşamaktan ve ölmekten
Gül yüzün şafaktı zülüflerin dolandığım yayla,
Üstünde alâimisema etrafında rengârenk ayla,
Burnum bile kanasa kıyametler koparırdın sen;
Hep ayakta tuttun beni düşmeye ramak kala!
Tez elden ayrıldık biz, buruk günlerin çarşısında,
Dizlerin üstüne otura kalışın
Bir Çin Seddi gerçeği
Hel Dağı eteğinde - oy Galo!
Sırtını yasladığın ev duvarları
Her iniltisine ortak olduğun realiteyse
Telepatilerle terapi yaptığın da doğruysa
Biraz korku
çok yalan
az uyku
Miladi çaba çuhası altında
Böyle eğittiler yahu
O ayrılmaz parçası olduğun
Sırılsıklam bakışlarımızın
Kanat açıp uçmaya hazır imgeleri
Başı sis dolu mavi gölün rıhtımına
Açmaya korktuğu saadet çiçeği gibi
Kendini saklar bin bir ay ışığı altında
gel sadık
bu gece bostan hırsızlığına gidelim
gökte ay ve milyonlarca mumu parıl pırıl
hangi bostandan başlayalım ne dersin
bak
Abidin mutluluğun tablosuyla uyuyor burada




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!