Bir kuş gökyüzünde değil de toprağın üzerinde belirince başlıyor her şey,
çünkü bazen hayat, önce gölgesi düşenlerin hikâyesiyle başlar—
kanat hâlâ havada, ama biz çoktan yere bakmaya başlamışızdır.
Çoğu kez bir bakış, bir susuş ya da usulca kapanan bir kapı
gölgelerden önce gelir hayata dair sezgilere.
Sevmenin ilk hâli, belki de dokunmadan önce görmeyi öğrenmekti.
Bir ağaçla bir rüzgâr tartışıyordu ovada:
Rüzgâr dedi ki, “Eğil, kurtulursun.”
Ağaç dedi ki, “Eğilirsem ben ben olmam.”
Masal budur sandılar uzaktan bakanlar,
oysa bu, hayatın ta kendisiydi.
Bir şehir uyuyor,son demeri gecenin...
Can çekişiyor ışıklar,sokak lambaları yorgun...
Alaca karanlıkta baykuş sesleri var.
Hurda otobüsler geçiyor gürültülü,
ve pala bıyıklı çöpçüler,elleri ceplerinde...
Bir küçük simitçi,bakışlarında uykular saklı,
Geriye dönsem,
Bir başka yol aynı sona varacak,
Ve her çıkış,
Kendi duvarını örmüş ardında.
Düşüncelerin ağırlığı,
Dizginleyemediğim atlar gibi içimde,
Bir an duruyorum,
Ayaklarımın altındaki toprak,
Her an kayacakmış gibi,
Ama düşsem bile tutacak bir şey yok.
Sana sormadım;
Düşmekten korkmam mı gerek,
İnsan, kendini en çok
kendine yabancı kaldığında unutur.
Her yüz, aynı çukurun içine düşmüş
aynı maskeyi taşır.
Ve biz,
her gün biraz daha eksiliyoruz
Benimle savaşta her şey bana karşı
Ve hepsi benden yana.
Ölüme inat yaşamakta sebat eden ben
Günahlarla beslenen nefsim ve şeytanım.
Aşk bir kıvılcım gibi düştü yüreğime,
Ve ölüm, gölgede saklanan bir sessizlik.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!