Sonu olmayan yollarda kaybolduk biz.
Suçlamadan da sevebiliyormuşuz,
Ağlamadan da âşık olunurmuş başka gözlere.
Başka göğüslerde buruk nefesler tutabilirmişiz...
Ben hep çok çok öğrendim ondan,
Az az taşıdım ayrılık taşlarını.
Hep çok çok sevip az az sevildim.
Yarım kalmışlık değildi bendeki; yazılmamıştı hiç temiz sayfalara.
Kaç güz sonra, belki bir sokakta denk gelmek gözlerine, öyle deli bir hayaldi...
Gerçek olamayacak kadar bulutlar üstündeydi.
"Ne zaman bitecek?" diye sabırsızlanışının ardından yeniden başlayışların,
Bir bir saydığım, dökülen yapraklarında sakladığın çakıl taşların...
Yani, hiç atamadığın eski bir oyuncak hüznü bendeki.
Bir çember çizip çevresinde dolaşmak...
Biraz çocukça, daha çok acıyla yoğrulmuş bir çaresizlik işte.
Bir parça yalnızlık koparıp çıktık her yola.
Sen avuçlarında eritirken beni,
Cebimdeki yalnızlıkla affedilmeyi bekledim.
Sen, sonunu baştan yazdığın hikâyelerde sevdin beni.
Ben, bana kalan boşlukları doldurdukça unuttum kendimi.
Ben, sayfalarındaki altı çizili cümleler olamadım hiç.
Yazdığın kalemlerin terk edilişi vardı üzerimde.
Birer birer saydığın günlerin hüznü sinmiş gecelerime.
Bildiklerimin, bilmediklerimin üstünü kapatamadığı bir yerdeyim
Ne sen sor, ne ben söyleyeyim.
Anla Despina
Kayıt Tarihi : 20.3.2025 00:16:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Sessizce bir çember çizildi aralarına, ne tam yaklaşabildiler ne de uzaklaşabildiler. Zaman geçti, cümleler eksildi, içlerinde biriktirdikleri kelimeler ağırlaştı. Biri yalnızlığını cebine koyup bekledi, diğeri ellerinde eritti sevgiyi. Bir gün, yollarını kaybettiklerini anladılar ama geri dönmeye cesaret edemediler. Ve sonunda, ne biri sordu ne diğeri söyledi. Sadece, geçip giden günlerin hüznü kaldı geriye.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!