Bu şehrin gecesi dipsiz bir uçurum gibi derin,
Sokak lambalarının feri sönmüş,
İhtiyar gözler misali suskun.
Yağmura öksüz bırakılmış kerpiç duvarlar
Rüzgârın kucağından itilmiş,
Yetim bir ıslık gibi sokaklar.
Gökkuşağına müebbet bir ceza kesilmiş sanki,
Bereket sürgün edilmiş bu diyardan,
Evet, ben kimsesiz, bulutlar küs, toprak susuz…
Hiçbir mevsimde buralara rahmet uğramamış,
Hiçbir yağmur şehrin kirli sokaklarını yıkamamış.
Gitmek, hançer gibi saplanırken yüreğine,
Adım atsan, yollar diz çöker gidemezsin.
Bu şehir, paslı bir kelepçe gibi sarılır bileklerine.
Düzlükler dikleşir, yokuşlar göğsüne oturur,
Yıkılır başının üstüne bir enkaz,
Bütün caddeler çıkmaza çıkarken,
Gökyüzü yerle yeksan olur,
Sen umuda koştukça kaldırımlar ayaklanır,
Başın arşa değer, umudun savrulur.
Semasında ayın doğmadığı o zifiri boşlukta,
Taşlar dile gelir "dur" der, geçit vermez hüzün.
Yıldızlar intihar ederken karanlığın kucağında.
Devasa bir suskunluk olur artık bu koca şehir.
Çiçeklerin boynunu büken o amansız, o dumanlı sis,
Gecenin siyahına düşen beyaz bir leke olur.
Şimdi yankılanan o tanıdık sesler,
Aslında bir ağıttır, yüreğinde duman duman tüter.
Umutlarımı nakış gibi işlediğim o dar sokaklarda,
Yalın ayak gezen hayallerimin titrek ayak sesleri.
Yalnızlığım, kendi yarasını sarmaktan yorgun,
Hep o kör düğüm olmuş çıkmazlara saplanıyor,
Yüreğimde biriktirdiğim o eski ve tozlu anılar,
Kırık bir sazın teli gibi sızlıyor içimde.
Artık kendi gurbetin içinde kayboluyorum.
Şehir susuyor, ben kanıyorum,
Anılar bir yangın yeri, ben ise o külde savruluyorum.
Kayıt Tarihi : 27.1.2026 12:21:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!