Mor alfabemin,beyaz dişleriyle ısırıyorum
Yeşil hikâyeleri.
Bahar birdenbire gelmiyor,kar aniden bastırmıyor.
Aslında yaşam da öyle.
İnanmadan ölünmüyor.
Bir kavgayla geçip gitmez sızı.
Zavallı yeryüzü.
Sözlerime düğüm olmuş şehirlerdeki,
Çamurlu su birikintilerinin görmeyi ümit ettiği,
O güneşi ne zaman doğuracaksın?
Zavallı gökyüzü,
Aşkımın parıltısından kederliysen şayet bugün,
Tuzlu geçmişin kolları
Balıkların pullarını söktükçe
İstiridyen doyar mı
Mutsuzluğuna inciler taktıkça
Hızla ve biraz da
Bahtsızlıkla
Ansızın korku çöktü göğe.
Ben rüzgâra emanet ettim bebek saçlarımı.
Neredesin sevecen tutsaklığım?
Oysa
Ben emeklemeden karşılarım hep baharı.
Çekme perdeyi,
Bugün de böyle doğsun güneş.
Havalansın yangınlarım,
Aç göz kapaklarını.
Ellerimi yüzünde gezdirdiğimden beri ürkmüyor kışlarım.
İç çekerek yürürken hatıralarım,
Rastgele nefes aldığım bir günün penceresinde,
Beni bana götürecek aynalar buldum.
Her şeyin etrafında dönerken hiçlik,
Yanaklarımdaki iki kuş,
“Kendi kötülüğümü benden çok istemeyenlerin yuvasına kondu.’’
İşaretler,
Ey kalbimi aşkla kurulayan yağmur!
Gökkuşağımın buharlanışından ne anlıyorsun?
Senin bilmediğin ruhumun ortasında küfe dönmüş rüya.
Beni ayaklarımdan saçlarımın romatizmasına ilmek ilmek işleyen dünya.
Sana duyuruyorum.
Nasılsa her gün fazlalıktır ayrılığa.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!