Hani bir akşamüstü, bir dostun kapısında kalırsın ya,
Öyle bir sızı bu işte...
Dışarıda mevsimlerin ne halt karıştırdığı umurumda değil
Güneş doğmuş, yaprak dökülmüş, kar kış kapıdaymış...
Geç bunları
Benim derdim mevsimlerle değil
Benim derdim, o sırtıma yasladığın hançerin soğukluğuyla!
Bir kadeh şarap koydum masaya, karşım boş.
Bir sigara yaktım, dumanı bile benden kaçıyor.
Sana kaç defa "gitme" dedim, hatırlar mısın?
"Gitme, bu sokakların lambaları kördür, yolunu bulamazsın" dedim.
Sen, cebinde sahte kahkahalar, dilinde süslü yalanlar
Bir gece yarısı sessizce süzüldün bu kentten.
Şimdi hangi masanın mezesi, hangi yalanın bahanesisin?
Ben şimdi bu beton yığınlarının arasında
Kime anlatayım bizim o yarım kalan masalımızı?
Duvarlara mı yazayım ismini?
Yok...
değmezsin!
Senin ismin artık sadece mürekkebi bitmiş bir kalem sızısı.
Hadi git
Hangi aynada kendine bakarsan bak
Gördüğün o yabancıya selam söyle.
Çünkü o aynadaki adam
Benim canımı feda ettiğim o insan değil artık.
Başım dik, tütünüm sert, yüreğim ise...
Yüreğim kilitli be sevdiğim!!!
Bir daha ne bir misafir ağırlayacak,
Ne de bir vedanın altında kalacak.
Biz bu hayata borcumuzu ödedik
Giderken kalanları, severken ölenleri gördük.
Yetti artık...
Yetti !
Kayıt Tarihi : 9.3.2026 15:42:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!