Her musibet için; İNNA LİLLAH
Her günah için; ESTAGFİRULLAH
Her türlü darlık için; HASBİYALLAH
Her türlü üzüntü için; MAŞAALLAH
Her türlü genişlik için; EŞŞÜKRÜ LİLLAH
Her hayret verici şey için; SUBHANALLAH
Her zorluk ve ihtiyaç için; İSTEANTU BİLLAH
..
Sensizlik
Bir boşluk belirdi yokluğunla,
Benliğimdeki boşluk kayboldu
Bir kırgınlık dalgası sardı duygularımı
Bir üzüntü kasıgası başladı gönlümde
Hatıralar canlanıyor hayalimde
..
Her şeyden emekli olmak istiyorum. Herkesin itiraz etmeden gülümseyerek kabul edebileceği bir tür kenara çekiliş. Kolektif varoluş salatasının dışına çıkmak ve bir köşede kımıldamadan olup biteni seyretmek. Evet istediğim tam olarak böyle bir şey. Eğer ışık hızında giden bir tren çarparsa bana aslında çarpmış olmazmış. Kütlemin, kütlesinin yanında esamesi okunmayacağından beni yok etmeden sonsuz yolculuğuna ortak edebilirmiş o tren. Varolmaktan tamamen vazgeçmeden yok olmak. Ne güzel trendir o tren. Sahi gerçekten olabilir mi öyle bir tren? Yoksa Einstein'da koca bir yalancı mı?
Çocukken sıklıkla oynadığım bir oyun vardı. Gerçi sevip sevmediğimden çok emin değilim, bir tür mecburiyet hissiyle oynanırdım o oyunu. Sıkkın ya da üzgün olduğum zamanlarda (ki genelde sıkkın ya da üzgün olurdum) gözlerimi sımsıkı yumup düşüncelerimi ve ruhumu başka yere ışınlardım. Tek kural vardı, gözlerimin sımsıkı kapalı olması ve içeri hiç ışık sızmaması gerekirdi. Babam anneme bağırırken yumardım gözlerimi, Peter Pan'ın yanına gidiverirdim ve birlikte Kaptan Kancayla savaşmaya başlardık. Nefret ettiğim sınıfımın kapısı gözlerimi kapattığım andan itibaren Alice'nin tavşan deliğine dönüşüverirdi. Kapıdan(delikten) içeri girer girmez olağanüstü maceralar da başlamış olurdu. Gerçi sımsıkı yumulu gözler öğretmenimin gözünde geri zakalılığıma delaletti ama bu çok önemli değildi her maceranın bu tür handikapları olurdu. Sünnet olurken ben Pal Sokağı Çocukları'ndan biriydim. Duyduğum acı, konuşmam ve mahallemin sırlarını açıklamam için yapılan işkenceler yüzündendi. Ama konuşur muydum? Asla. Çünkü gözlerimi kapattığım andan itibaren ben bir kahramandım..
Şimdilerde ise, ne zaman gözlerimi sıkıca kapatsam, bir zamanlar beni çok sevdiklerini söyleyen ama şimdi ittifakla nefret eden insanların yüzleri çıkıyor karşıma. Bir hayat nasıl bu kadar yanlış yaşanır?
Son on yılım iflah olmaz bir uyku problemiyle geçti. Gözlerim kendiliğinden kapanmadan uyuyamıyorum. Galiba bunun en büyük nedeni gözlerimi kapatmaktan ölürcesine korkuyor olmam. Çünkü ne zaman gözlerimi sıkı sıkı kapatsam ya telafisi olmayan bir kalp kırıklığı ya da tarafımdan inşa edilmiş iyi niyetler mezarlığı karşıma çıkıyor..
Öfke, üzüntü, pişmanlık.. O kadar iç içeler ki hayatımda, aralarında fark gözetemiyorum artık. Her yeni güne başladığımda sahiplerine duyuramayacağımı bildiğim özürler sıralıyorum bıkıp usanmadan..
Şu aralar en çok kullandığım sözcüklerden biri. Kısmet.. Bir tür tevekkül taklidi yaparak kaderi ve tanrıyı suç ortağı yapmak istiyorum galiba. Pek işe yaradığı söylenemese de, eh..
Her şeyden vazgeçmek istiyorum, kalanları üzmeden.. Tamamen kenara çekileyim, annemi kırmadan.. Artık şarj edilemeyen ama atılmaya da kıyılamayan manevi değeri büyük oyuncak bir tren gibi vitrine kaldırabilse keşke annem beni. Ara sıra bana bakıp gülümsese. Aslında var olmasam ama bir taraftan da var olmaya devam etsem. Ve varlığım kimseye sıkıntı vermese..
..
Aynı dili konuşmak değildir çoğu zaman anlaşmak
Kendini anlamadan zordur başkasını anlamak
Farkında olmakla başlar ağızdan çıkanı kulağa duyurmak
Bakmak nasıl görmek değilse her zaman
Söylediğinde yetmez bir değeri davranışla birleştirmeden anlatmak
Niyetin kendinden kaçmak, hayattan saklanmaksa
..
"ALLAH rahmet eylesin! "
Başında var bareti, alnında siyah teri!
Ekmeğini kazanır, madenci işçi eri!
Metrelerce derinden, çıkartır kömürünü!
Zindanların içinde, geçirir o ömrünü!
..
Bana deniz doldur çocuk
İçine martı,balık,yosun
Ve mavi koy
Bana sevgi doldur kadın
İçine aşk,heyecan ve haz koy
Ve dürüstlük tabi
..
Nadide bulunursun, şu beyhude dünyada,
Umut gencecik bir gül, yeni girdi sıraya,
Rüyayı da bırakma, kanma yazı turaya,
Gün olur gider olduk, ilelebet sılaya,
Üzüntü kar etmiyor, lüzum yoktur riyaya,
Lafla peynir gemisi, yolda kalıyor yaya,
Niçin öyle mahzunsun, güzel yüzlü gül,
..
yaşadıklarım acıda verse yaşanmıştır.
gözlerimden yaşta aksa geride kalmıştır. ümidim gelecek giden gün gitmiştir.
küsmeyı bır türlü ögrenemedim.
yaşantım günüme katkı saglamaktır.
etrafıma bıraz faydalı olamaktır.
genclerimize az da olsa örnek olmaktır.
hayata küsmeyı bır türlü ögrenemdim.
..
Hayatta en fazla, inan seni severim,
İstersen bu canı, sana feda ederim,
Yıldızlarda olsam da, uçar gelirim,
Gelmeye neden mi, sen varsın işte…
Aşka doymaz gönül, senin yanında,
Aleve aldırmaz, kalır da yangında,
..
Sana şiirler yazmak istiyorum,
Her satırımda sen,her mısramda sen.
Bilmezsin seni nasıl seviyorum,
Hayalde sen,düşte sen,rüyada sen.
Rüya mı bu,gerçek mi? Yaşadığım,
Bir türlü çözemedim bulmacayı.
..
Karlar yağar başıma, güneşli günde,
Unuttum yarınları, aklım hep dünde,
Küçücük bir üzüntü, var mı özünde?
Başımdaki bu bela, yokluğundandır…
Ansızın çekip gitmek, var mıydı öyle?
Nerde verdiğin sözler, yeminler söyle?
..
Zaman zaman ağlarım karanlık köşede..
Çünkü benim bir ailem yoktur...
Yaptığım yanlışlar için dayak yiyince..
Yaşamak benim için bir suçtur....
Ölümümü bekleyen biri olunca..
kaderi hesaplamak çok güç olur..
..
Duygu dediklerimiz mutluluk
Duygu dediğimiz sevgi
Duygu dediğiniz üzüntü
Kalp dediğimiz şey, duygularla dolu.
Bazen ağlarız
Bazen güleriz
..
Bu hayatın acımasız yüzünü
Başın dara düştüğünde anlarsın
Dost bildiğin gelip elinden tutmaz
Dayanamaz yıkılırsın arkadaş
Canım dediklerin Düşmanın olur
Üzüntü ve acılar hep seni bulur
..
Ulaşmak imkansız, duvarlar örülü
Üstüne üstlük üzeri siyah örtülü
Görmek, sevmek mümkün değil ne yapayım?
Çünkü ben,imkansız aşkların adamıyım
Yüreğim yaralanacak illaki
Kolay aşklar zevksiz sanki
Hep üzüntüde,hep dardayım
..
Takılıp, çakılıp kalmak! ? ...
Bizim köy Işık Dağı’nın eteğinde olduğundan dağları severim. Ta zirveye çıkıp etrafa bakarken görüş alanım genişlediği gibi hayal dünyam da genişliyor.
Küçüklüğüm geliyor aklıma. Yaz tatilini hep köyde geçirirdik, Babam, dedemin işlerine yardım eder, biz de köyün tadını çıkarırdık. Sabahın erken saatlerinde çıkar, hava kararmadan dönmezdik eve. Bütün günü dere kenarında söğüt ve kavakların serinliğinde oyunla geçirirdik.
Traktör bizim küçüklüğümüzde yaygınlaşmaya yeni başlamıştı. Öküz arabalarını ve sabanı, düveni bilirim. Traktörün gidemediği yerlere en iyi eşek gider, bu yüzden her evde bir eşek bulunurdu. Bizim boz eşeğimiz vardı. Dedem, otlaması için uzun bir urgan ile yere çaktığı çiviye bağlardı. Gün boyunca en az iki defa yerini değiştirirdi. Bunu neden yaptığını sonradan öğrendim. Urganın ulaştığı mesafedeki otların haricindeki diğer bölgelerdeki otları da yayılabilsin diye yapıyormuş. Anladım ki eşek bile, eşekliğiyle çakıldığı yerde öylece kalmaktan memnun değil.
Neden bazı insanlar, görünmez bir iple bağlıymışçasına bulunduğu yerden / fikirden uzaklaşamaz. Yeniliklerden kaçar…
İnsanlık hali, hayat faaliyetinde birçok şeyle karşılaşacağız. Mutluluk, sevinç, üzüntü, keder hepsi bizim için… Birileriyle tatsızlık yaşamış olabiliriz, bu durum kıyamete kadar devam etmez. Ki etmemeli.
..
Türkçe eskiden olduğu gibi yakında da Ortak Dünya Dili olacaktır.Zira bütün milletlerin düzene ve mantığa karşı bakışları ortaktır.Düzenli bir kâinat ağacının düzenli ve mantıklı bir meyvesi olan insan da elbette kaynağına mutâbık kalacak, düzenli ve mantıklı bir dil olan Türkçe' yi arayacaktır.
Türkçe üzerine çok sözler söylendi, çok çalışmalar yapıldı.Ama biz şunu söylüyoruz:
“Türkçe kendini savunan akıllı ve akıllıca bir dildir.Başka hiçbir dil Türkçe gibi nesnel zaviyelerle haklılığını ispat edememiştir.Elbette herkes öznel olarak kendi dilinin güzelliğini savunur ve belki bunda da kendince haklıdır.Ancak Türkçe bilimsel ve de mantıksal bakış açısıyla da düzenliliğini, güzelliğini haykırmaktadır.Bu yönüyle Türkçe sadece Türk denilen o asil milletin değil düzene meftun tüm dünya insanlarının dilidir.”
Biz diğer milletleri, onların dillerini ya da kültürlerini küçümsemiyoruz ancak Türkçe’de gördüğümüz o eşsiz güzelliği haykırıyoruz.Herhalde başka bir milletin de mensubu olsaydık eğer hakperestsek, yine de Türkçe derdik.
..
194.
Kadın haklıydı. Adam aşık. Kadın kızgındı. Adam pişman. Anlatamamanın imkansız incelikteki engeline öyle takılıp kalmıştı ki adam, kadın sustu sitemsiz, o bekledi çaresiz.. Kadın mağdurdu. Adam mağrur. Sonra gece oldu. Zaten ne olursa olsun bir şekilde gece olur. Adam tek bir güzel sözle bütün yanlış anlamaları sağaltacak. Umurunda değil adamın haklı olmak ya da olmamak. Adam sadece seviyor. Adam bekliyor. Çaresiz. Kadın.. Bilmiyor adam. Adam aşık. Kadın da ihtimal.. Beklemekle ilgili bir sürü güzel laf geliyor adamın aklına. Utanıyor ama, yazamıyor hiçbirini. Sadece bekliyor. Mahçup. Beklentisiz affın gölgesine sığınıp bekliyor. Kadın haklı. Adam aşık..
195.
Ne çok hüzün var sahi.. Sabahtan başlıyoruz hüzünlenmeye, koca gün yetmiyor. Ertesi güne devrediyoruz bazı hüzünleri..
196.
Sesinde bir kırıklık olur bazen. O kırıklık yüzlerce kilometre uzaktan bana kadar gelir. Öyle zamanlarda ne yapacağımı bilemem. Eğer bir şeyler söylersem belki daha kötü olur diye korkarım. Sonra sen o suskunluğu yanlış anlarsın. Daha fazla uzatmadan kapatırız. Sen uyumaya gidersin. Ama benim aklım sende kalır. Kapatır kapatmaz özlemeye başlarım. Kapatır kapatmaz aramak isterim seni. Yapamam. Duvarlar üzerime gelir gibi olur. Evden dışarı atarım kendimi. Nereye gideceğimi bilemem. Bayiden iki tane kırmızı tuborg alıp parka sığınırım. Ne çok park var buralarda sahi. Sanılanın aksine, bir yerlerdeki park sayısıyla o yerlerin mutsuz insanlarının sayısı arasında sosyolojik izaha muhtaç bir ilişki var bence. Park deyince neşeli, cıvıl cıvıl yerler geliyor insanların aklına. Öyle değil halbuki. Gündüzleri çocukların, gizli gizli sigara içen öğrencilerin ve yaşlılarındır park. Geceleri ise üzgünlerin.. Bazı geceler o kadar ıslak olur ki etraf, bu ıslaklık sadece yağmurla açıklanamaz. Geceleri çam ağaçları da ağlıyor galiba. Islak çimler, ıslak çöpler, ıslak çam iğneleri, ıslak banklar, ıslak.. Her şey ıslaktır. Umursamadan banklardan birinin kenarına ilişirim. Açarım kırmızı tuborg’u. İyi gelir ilk yudum. Her şey yoluna girecekmiş gibi hissederim birden. İşte en çok o zaman aramak isterim seni. Ama geç olmuştur. Uyandırmaktan korkar arayamam.. Gülümseyerek seni düşünürüm sonra.. Biraları bitirip eve dönerken üzüntü ve mutluluğun aslında ne kadar da iç içe olduğunu bir kez daha hatırlarım şaşarak. Sonra uzanır, hayalimdeki gölgene sarılır tüm bunları sana fısıltıyla anlatırım. O an duymazsın belki sesimi. Ama gece melekleri daha sonra iletmek için sana bunları, söylediğim her şeyi kaydederler..
..
Üzüntü düğümlendi yürekte
Gece de geceydi, gündüz de.
Ne tünelin ucu aydınlıktı,
Ne yolun başı.
Bitmez tükenmez ruh burkuntusu,
Kavruk bir iç sıkıntısı…
..
Bende bir insanım sevemezmiyim
Bağladın kendine ben kölenmiyim
Hep ağlatıyorsun gülemezmiyim
Esir ettin beni ben kölenmiyim
Dünyaya geleli gülmedi yüzüm
Üzüntü kederden sevmedi özüm
..



