yok
ama odanın içindeki hava bile senin ağırlığını taklit ediyor
ve ben pencereyi açsam da kapanmış bir yerim var, içeri giren rüzgâr senin yokluğunu değil varlığının hayaletini dolaştırıyor perdelerde.
nefes alıyorum
ve göğsüm genişlemiyor,
sanki her solukta adın görünmez bir toz gibi içime yayılıyor,
çıkarmak istesem ciğerlerimi sökmem gerekecekmiş gibi,
bu kadar içeride,
bu kadar derinde,
bu kadar kimyasal.
ben seni özlemiyorum belki,
ben senin yanındayken olduğum
o taşkın,
o gözü kararmış,
o kendini unutmuş halimi özlüyorum
ve insan kendi yüksekliğine bağımlı olabiliyormuş meğer,
bir başka insanın yanında ulaştığı o tehlikeli zirveye.
yok
ama yatağın bir tarafı hâlâ sana göre çökük,
aklım sana göre ayarlı,
planlarımın içinde görünmeyen bir boşluk bırakıyorum çünkü sen gelmeyeceksin biliyorum
ama gelme ihtimalini silersem sanki tamamen düşeceğim.
bağımlılık böyle mi çalışıyor,
bir insan çekilince geride titreşen bir sistem bırakıyor
ve ben gündüzleri mantıklı,
akşamları çözülen,
geceleri ise adını içimden yüzlerce kez geçirirken kendimden sıkılan
ama yine de duramayan bir döngüye sıkışıyorum.
bazen sana kızıyorum,
o kadar ki bütün romantik yanılsamayı parçalamak istiyorum,
sonra birden senin ses tonun düşüyor içime
ve öfkem bile sana benzediği için yumuşuyor,
işte en tehlikelisi bu,
düşmanınla aynı dili konuşmak.
yok
ama damarlarımın içinde dolaşan şey kan değil sanki, bir alışkanlık,
bir tekrar,
bir istek
ve ben her sabah kendime bugün daha az düşüneceğim diye söz verip
akşam olduğunda yine aynı boşluğun kenarında salınıyorum.
ben ne istiyorum bilmem
ve ben belki o uçurumun kenarında durma hissini istiyorum,
düşmeye bu kadar yakınken hayatta olmanın keskinliğini,
nabzın kulaklarında çınlamasını,
tehlikenin verdiği o canlılık sarhoşluğunu.
çünkü sen bir insan olmaktan çıktın bir noktada,
bir maddeye dönüştün,
çekildiğinde titreme yapan,
adı geçince kalp hızlandıran,
yokluğunda sistemimi şaşırtan bir şeye
ve ben bunun aşk mı yoksa bağımlılık mı olduğunu ayırt edemeyecek kadar içindeyim.
yok
ama o kadar varsın ki,
bazen seni kaybetme ihtimalini bile sevdiğimi düşünüyorum
ve bu düşünce beni öyle korkutuyor
çünkü demek ki ben huzuru değil yoğunluğu seçmişim,
sükûneti değil yangını.
ve bütün bunların ortasında en çıplak gerçek şu:
sen yoksun belki, ama ben hâlâ seninle ilgili bir yükseklikten düşmeye devam ediyorum
ve yere ne zaman çarpacağımı bilmeden havada asılı kalmak, bazen senden daha çok acıtıyor.
Kayıt Tarihi : 27.2.2026 23:29:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!