Şimdi ne mut ne umut,diyorsun; her dokunuş Alamut! ..Sagrında-saklında en kuytundaki düşlerinin,kızılca kıyamet kasırgalarında(Olimpos'un dizleri kanıyor...) Batırdıgın adalardan dönüyorsun,karadakilerin faltaşı bakışları arasında:onların...Onlar ki,hiçlik evreninin herşeyleri:'düş/ünülmesi gerekeni düşünmüş beyinler,hiçbir sorunun haritası okunmayan yüzleri,günahlarla lekelenmemiş tenleri,ikinci el gülümsemeleri,,şımarık memeleri',kabarık kasıklarındaki kasırgalarıyla it/aate-ölüme programlanmış hücreler...Bütün standart duygulardan,adlandırmalardan,nitelemelerden öte olan; bütün anlamların dışına sürülmüş/itilmiş; izi kolay sürülemeyecek olan birşey olmalı,diyorsun.Yürekte,uçurum derinligindeki o sızının...Anlamın-kelebek kozasınca ki kıstırıldıgın bu mekanda-Sylvia Plath'ın 'Sırça Fanus'unu aratmayanından- düşlerin tecrit.Yangın yemiş gökmavisi düşlerinin ezgisinde uyusuzlugun armonisi-düzen düzer,biliyorsun
Aramızda dokunamamanın bezgin boşlugu; oysa ne çok şey var daha,yaşanılası...Uzamın gergefine işlenenin demidir/tem'idir; düşbaşı saatlerimin...
Solugundaki elma kokusuna pervaneyim,incirsiz dokunuşundaki o yangın kırmızısı coşkuda ne alemler gizli...
Dokun,renklerim yıkılasıya; dokun,alemden kesilesiye...
Unutma hayata verilebilecek en anlamlı dikkat,sevgidir/tutkudur...'Eger aşktan/tutkudan sözedildigini duymayacak olsalar,hiçbir zaman aşık olamayacak insanlar vardır.',der; La Rochefoucauld:Sen ne dersin?
....yıldırım
..

gerçekten yıldırım gibi...
Toplam 1 mesaj bulundu