kutlu olsun doğum günün mutlu olsun melek yüzün aşkla gülsün bütün ömrün sevip sarsın petek gönlün
slm; doğum gününüzü kutlar,yaşam boyu başarı ve mutluluklar dilerim.sevgiyle ve şiirle kalın. akçaydan selamlar.
-
SAYGIDEĞER ŞİİR DOSTUM; SAYFAMA 4 YENİ ŞİİR EKLEDİM...GÖRÜŞLERİNİZİ VE YORUMLARINIZI BEKLERİM...ŞİMDİDEN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM...SEVGİYLE VE ŞİİRLE KALIN....SAYGILARIMLA...İBRAHİM YILMAZ.
ANLADIM
anladım ki sen bana kutuplar kadar soğuk isimsiz bir yıldız kadar uzaksın aslında sen bana aldığım nefes kadar yakınsın.
halbu ki; senin güzelliğini cağırır lodos uğultusu ıssız gecelerde bıraktım aynadaki yüzümü bir sevda düşüdür hayat çöker içime aşkın tortusu.
-
AŞKA DİZ ÇÖKER ANILAR
yaslayınca sırtını ormana kendini güvende hissedersin dalarsın uzaklara seni kalbinden çeken çok uzaklara bir kartalın gözlerinden bakarsın uzun düşen gölgelerden hayatın renkleri sayfalarına.
ve sonra; yavaşça iner körfeze akşamın kızıllığında güneş doğar tepelerden dolunay ormanları yararak, yakamozların kollarında aşka diz çökerdi anılar ağlayarak.
-
CANAN
canan hülyalı bir leylaydı kalbimi çalan sönmeyen aşk ateşinin ilk kıvılcımıydı o ellerinde hazan gülleri gönlümde nalan çalardı kapımı her akşam hayalimde canan ben grubu seyrederken bir gökkuşağından renkler aşkın matemine düşerdi bir tablodan
-
SEN GİDERKEN
yağmur taneleri karşılar seni solgun benzinde yanmış topraklar karşılar esen rüzgar tarar senin sarı hüzün saçlarını.
sen bırakıp giderken bizi arkanda talan ettiğin bir mevsimlik aşklar kalır, talan ettiğin sevdalarda sarı hazan gülleri açar o güller ki kokmaz ve okşanmaz dikenlerinden bu sevda sensiz bakar gönül penceremden.
sen bırakıp giderken bizi kalbimi yakar güz geceleri bir hasret denizidir orman dağların yüzünü yıkar yağmurlar koynunda hazan ağlar eylülde mahsundur sen ve göçmen kuşlar.
Benden yazmamı istiyorsun. Tek kanatlı, solgun düşlerim, yüzünde kanayan o kutsal ışıkla aydınlatan sonsuzluk meleğim… Neyi anlatayım? Ruhumu yaktıktan sonra şimdide damarlarımda dolaşan sensizliğin etimi yakan acısını mı? O acıyı unutsun diye sığındığım, Ama sevgini orada da hep ama hep soğuk rüyalarımı mı? Odamın tavanındaki, yoksulluğumu ve kimsesizliğimi harç yapıp içine doldurduğum o derin, o sonsuz çatlakların altında, “sen” diye her gece koynuna girdiğim O zamansız ölümlerimi mi? Gözlerinden özgürlüğüne akan mavi nehirlerde boğulduğu, canım sevgili, söyle… sana neyi anlatayım? Şimdi burada değilsin. Ama beni duyuyorsun, biliyorum. Kapat gözlerini benim için ve dinle ne olur: Bak yoksun… Bunun anlamını biliyor musun? Yokluğun, yüreğimdeki bu yıldızsız, dipsiz, karanlık gece… Yokluğun, yastığımda bıraktığın saç tellerin… Yokluğun, gönül bahçenden kopartıp verdiğin için soldurmayıp, kuruttuğum ve tıpkı sevdam gibi sonsuzluğa mahküm ettiğim bu kırmızı güllerin… Sırf kalemini değdirdiğin için atmaya kıyamadığım kağıtların… Her an gözümün önünde sakladığın mektupların, peçetelere yazdığın şiirlerin, hediyelerini sardığın paket kağıtların… Sen gidince,”hala sen kokuyordur,” diye üzerime giydiğim ve derin derin soluduğum giysilerin… Yokluğun, elinin, kolunun, soluğunun değdiği her şeyi dünyanın en değerli hazinesi gibi saklayan, bu yarı deli, bu hattan kopuk ruhum… kapat gözlerini ve bana bak: BEN DİYE GÖRDÜĞÜN NE VARSA, İŞTE O SENİN YOKLUĞUNDUR SEVGİLİ…
HiKaYe:Çerçevenin arkasındaki mektup... Karımı 1998'in sonbaharında kaybettim... Yedi senelik evliliğimizin iki senesini kanser tedavisi için hastanelerde geçirmiştik. Karım, her evlilik yıldönümümüzde ikimizin fotoğrafını çerçeveler, 'Bunlar bizim hayatımızın gölgeleri' derdi. Öldüğünde, yedi tane resmimiz vardı. 97'in bir gecesinde onu aldattım. Oysa, ona sürekli onu ne kadar çok sevdiğimi ve sonsuza kadar sadık kalacağımı söylerdim. Ölmeden iki hafta önce yine aynı şeyi tekrarladım. Tuhaf bir gülümsemeyle baktı bana ve sadece: Biliyorum dedi. İzmir'e kar yağdığı gün, yani bir ay önce, evdeydim. Fotoğraflarımıza bakıyordum yine. Her çerçevenin altında bir harf olduğunu ilk kez o gün farkettim. A. R. K. A. S. I. N. Gerisi için yılları yetmemişti. Ama sanırım 'Arkasına bak' filan yazmaya niyetlenmişti. Hemen çerçevelerin arkasına baktım. Hiçbir şey yoktu. Sonra bir şey dürttü beni, hepsini teker teker söktüm. İnanabiliyor musunuz, her birinin arkasından bir mektup çıktı! Geçirdiğimiz her sene için sevgi dolu sözler yazmıştı. 1997'deki resmimizin içinden çıkan zarf ise simsiyahtı. Ve içinden şu sözler çıktı: '14 Mart 1997/ Gözlerin bana başka birine dokunmuş gibi baktı/ Söylemene gerek yok, biliyorum... 2002'deyiz. Onu kaybedeli 4, aldatalı 5 yıl oluyor. İçim acıyor şimdi. Çünkü kadınlar biliyor, hissediyor...
22.11.2007 - 14:14
kutlu olsun doğum günün
mutlu olsun melek yüzün
aşkla gülsün bütün ömrün
sevip sarsın petek gönlün
slm; doğum gününüzü kutlar,yaşam boyu başarı ve mutluluklar dilerim.sevgiyle ve şiirle kalın. akçaydan selamlar.
-
SAYGIDEĞER ŞİİR DOSTUM; SAYFAMA 4 YENİ ŞİİR EKLEDİM...GÖRÜŞLERİNİZİ VE YORUMLARINIZI BEKLERİM...ŞİMDİDEN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM...SEVGİYLE VE ŞİİRLE KALIN....SAYGILARIMLA...İBRAHİM YILMAZ.
ANLADIM
anladım ki sen bana
kutuplar kadar soğuk
isimsiz bir yıldız kadar uzaksın
aslında sen bana
aldığım nefes kadar yakınsın.
halbu ki;
senin güzelliğini cağırır lodos uğultusu
ıssız gecelerde bıraktım
aynadaki yüzümü
bir sevda düşüdür hayat
çöker içime aşkın tortusu.
-
AŞKA DİZ ÇÖKER ANILAR
yaslayınca sırtını ormana
kendini güvende hissedersin
dalarsın uzaklara
seni kalbinden çeken
çok uzaklara
bir kartalın gözlerinden bakarsın
uzun düşen gölgelerden
hayatın renkleri sayfalarına.
ve sonra;
yavaşça iner körfeze
akşamın kızıllığında güneş
doğar tepelerden dolunay
ormanları yararak,
yakamozların kollarında
aşka diz çökerdi anılar
ağlayarak.
-
CANAN
canan hülyalı bir leylaydı kalbimi çalan
sönmeyen aşk ateşinin ilk kıvılcımıydı o
ellerinde hazan gülleri gönlümde nalan
çalardı kapımı her akşam hayalimde canan
ben grubu seyrederken bir gökkuşağından
renkler aşkın matemine düşerdi bir tablodan
-
SEN GİDERKEN
yağmur taneleri karşılar seni
solgun benzinde
yanmış topraklar karşılar
esen rüzgar tarar senin
sarı hüzün saçlarını.
sen bırakıp giderken bizi
arkanda talan ettiğin
bir mevsimlik aşklar kalır,
talan ettiğin sevdalarda
sarı hazan gülleri açar
o güller ki kokmaz
ve okşanmaz dikenlerinden
bu sevda sensiz bakar
gönül penceremden.
sen bırakıp giderken bizi
kalbimi yakar güz geceleri
bir hasret denizidir orman
dağların yüzünü yıkar yağmurlar
koynunda hazan ağlar
eylülde mahsundur
sen ve göçmen kuşlar.
NOT:
ŞİİRLERİMİN DEVAMI SAYFAMDADIR..
24.07.2007 - 17:09
Benden yazmamı istiyorsun.
Tek kanatlı, solgun düşlerim, yüzünde kanayan o kutsal ışıkla aydınlatan sonsuzluk meleğim…
Neyi anlatayım?
Ruhumu yaktıktan sonra şimdide damarlarımda dolaşan sensizliğin etimi yakan acısını mı?
O acıyı unutsun diye sığındığım,
Ama
sevgini orada da hep ama hep soğuk rüyalarımı mı?
Odamın tavanındaki, yoksulluğumu ve kimsesizliğimi
harç yapıp içine doldurduğum
o derin, o sonsuz çatlakların altında,
“sen” diye her gece koynuna girdiğim
O zamansız ölümlerimi mi?
Gözlerinden özgürlüğüne akan mavi nehirlerde boğulduğu,
canım sevgili, söyle…
sana neyi anlatayım?
Şimdi burada değilsin.
Ama beni duyuyorsun, biliyorum.
Kapat gözlerini benim için ve dinle ne olur:
Bak yoksun…
Bunun anlamını biliyor musun?
Yokluğun, yüreğimdeki bu yıldızsız, dipsiz, karanlık gece…
Yokluğun, yastığımda bıraktığın saç tellerin…
Yokluğun, gönül bahçenden kopartıp verdiğin için soldurmayıp,
kuruttuğum ve tıpkı sevdam gibi sonsuzluğa mahküm ettiğim
bu kırmızı güllerin…
Sırf kalemini değdirdiğin için atmaya kıyamadığım kağıtların…
Her an gözümün önünde sakladığın mektupların,
peçetelere yazdığın şiirlerin,
hediyelerini sardığın paket kağıtların…
Sen gidince,”hala sen kokuyordur,” diye üzerime giydiğim
ve derin derin soluduğum giysilerin…
Yokluğun, elinin, kolunun,
soluğunun değdiği her şeyi dünyanın en değerli hazinesi gibi saklayan,
bu yarı deli, bu hattan kopuk ruhum…
kapat gözlerini ve bana bak:
BEN DİYE GÖRDÜĞÜN NE VARSA,
İŞTE O SENİN YOKLUĞUNDUR
SEVGİLİ…
02.08.2004 - 19:58
HiKaYe:Çerçevenin arkasındaki mektup...
Karımı 1998'in sonbaharında kaybettim...
Yedi senelik evliliğimizin iki senesini kanser tedavisi
için hastanelerde geçirmiştik.
Karım, her evlilik yıldönümümüzde ikimizin fotoğrafını çerçeveler,
'Bunlar bizim hayatımızın gölgeleri' derdi.
Öldüğünde, yedi tane resmimiz vardı.
97'in bir gecesinde onu aldattım.
Oysa, ona sürekli onu ne kadar çok sevdiğimi ve sonsuza kadar sadık
kalacağımı söylerdim.
Ölmeden iki hafta önce yine aynı şeyi tekrarladım.
Tuhaf bir gülümsemeyle baktı bana ve sadece:
Biliyorum dedi.
İzmir'e kar yağdığı gün, yani bir ay önce, evdeydim.
Fotoğraflarımıza bakıyordum yine.
Her çerçevenin altında bir harf olduğunu ilk kez o gün farkettim.
A.
R.
K.
A.
S.
I.
N.
Gerisi için yılları yetmemişti.
Ama sanırım 'Arkasına bak' filan yazmaya niyetlenmişti.
Hemen çerçevelerin arkasına baktım.
Hiçbir şey yoktu.
Sonra bir şey dürttü beni, hepsini teker teker söktüm.
İnanabiliyor musunuz, her birinin arkasından bir mektup çıktı!
Geçirdiğimiz her sene için sevgi dolu sözler yazmıştı.
1997'deki resmimizin içinden çıkan zarf ise simsiyahtı.
Ve içinden şu sözler çıktı:
'14 Mart 1997/ Gözlerin bana başka birine dokunmuş gibi baktı/
Söylemene gerek yok, biliyorum...
2002'deyiz.
Onu kaybedeli 4, aldatalı 5 yıl oluyor.
İçim acıyor şimdi.
Çünkü kadınlar biliyor, hissediyor...
Toplam 3 mesaj bulundu