Suat Boydas Antoloji.com

Aslında hepimiz öyle yalnızız ki...
Sıkıcı ve boğucu kalabalıklar sarıyor etrafımızı. Kendimiz olduğumuzda, bizi kuşatan insanlar arasından bir nefeslik kurtulup, bir an için görüyoruz gerçeği, sonra yine günlük karmaşa ve yalan dolan içinde buluveriyoruz. Bir ömür boyu kendimiz kalamıyor, kendimizi yaşayamıyoruz. Hep başkalarına göre, başkalarının istediği gibi yaşamak zorunda olduğumuz ve adına “Hayat” dediğimiz karmaşa sürüp gidiyor. Adına “Zaman” dediğimiz anlar geçiyor, yine adına yıl, ay ve gün dediğimiz dilimler halinde. Kendimizi yaşayamadan da veriyoruz son kez dışarı nefesimizi. Son kez içimize çektiğimiz bir parça hava, hayatımızın sonunu temsil eden bir işaret gibi çıkıyor, ağır ve belli edercesine, tüm hüzünleriyle. Hayatımız boyunca olamadığımız kendimiz, belki bu anda bile sahip olamadığımız bir kimlik gibi, uzaklaşıyor bizden, sonsuza, bilinmeyene doğru. Ve hayatın başlangıcıyla sonu arasında ne kadar kısa bir yol aldığımızı anlıyoruz o kısacık anda. Tüm yaşanmışlıklar geçiyor önünden gözümüzün. Ve sonsuz karanlıklar...
Çok zaman karşımıza çıkan fırsatları, israf ediyor, her seferinde, bir başka sefere bırakarak uzaklaşıyoruz güzel bir dostluk başlangıcından. Belki de hayatımızın en mükemmel insanını bulmuşken, nasıl da harcıyoruz bir anda. Belki de, hayatımızın insanları o kadar çok ve biz bir türlü cesaret gösteremiyoruz başlatmaya ilişkiyi. Bir “Merhaba” bile demeden yanından geçtiğimiz, ve belki paylaşacak çok şeyimiz olan o kadar çok insan vardır ki...
Hangimiz yalnız değiliz ki?
Hangimiz, hüzünlü bir sonbahar akşamında, başımızı yaslayıp konuşabileceğimiz bir dost, güvenebileceğimiz bir insan aramıyoruz ki. Konuşacak yığınla sorunumuz, anlatacak o kadar şey varken, anlatacak birini bulmakta ne çok zorlanıyoruz oysa. Bir gün batımında, bizi ilgiyle dinleyecek bir arkadaşı ne çok isteriz oysa; gün boyu yaşadıklarımızı paylaşmak için. Anlatılacaklar hep kalır içimizde, birikir son nefese kadar, bizimle taşınır sonsuz karanlıklara.
Günü yaşamaktaki hünerimiz hiçbir işe yaramaz, bir dost bulmakta. Bildiklerimizi unutur, her karşımıza çıkanda bir kusur arar hale geliriz. Yaşadığımız dünya, günün şartları diyerek gizleriz bu beceriksizliğimizi. Oysa için için aramışızdır onu, o yanıbaşımızda dururken. Çok uzaklardaki güneşe bakıp hayaller kurarken, yanımızdaki yıldızların kıymetini, ancak hepsini kaybedince anlarız.
Kelimelerle konuşmak, yazılara dökmek içimizi, şiirlerin, hikayelerin gücüne sığınmak, duymayan ve konuşamayan, ketum bir dünyada sohbet etmek gibidir; zor ama iyi bir alternatiftir de. Kara kara harflere dökeriz çok zaman içimizi, hayallerimizden sızan renkli resimler taşırız beklentilerimizi. Dünyanın diğer ucunda, hiç tanımadığımız biri tarafından çizilmiş bir resim bile anlatır bazen yalnızlığımızı, biz bilmeyiz. Yalnız olduğumuzu bilmeden çekeriz yalnızlığımızı. Kalabalıklar içinde, bir insan sesine muhtaç yaşarız. Biz öyle yalnızız ki aslında. Ve bu, en kötüsüdür yalnızlığın; kalabalıklar içinde bir başına...
..

Devamını Oku