uzanıp göğsümü yarın melekler
içimden dünyanın tortusu gitsin
ötede sevgili yolumu bekler
tenimden ölümün korkusu gitsin
uzanıp göğsümü yarın melekler
sevgili içimde bir ince kesit
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Dividini kalemini arattıran bir türkü dinlemiş bu kardeşlerim bu şiirleri yazmadan önce ..he valla....hem binboğa hemi de şükrü .. he valla..ben de dinleyeyim bari...
Yüce Dağ Başında Yanar Bir Işık
Düşmüşüm Derdine Olmuşum Aşık…
Ağ Buğday Benizli Zülfü Dolaşık
Dividim Kalemim Yazarım
Böyle Bir Yavrunun Derdi Var Bende
Yar Bende Oy Bende…
Aha Ben Gidiyom Sen Hemen Ağla
Yan Ağla Dön Ağla
Yüce Dağ Başından İndiremedim
Yönünü Yönüme Döndüremedim
Bir Yarin Aklını Kandıramadım
Dividim Kalemim Yazarım
keder ile döndüm rumi misali
aşk serhoşluğundan aklım yandı hû
hicranı bir başka başka visali
şemsim bir kuyuda mahsur kaldı hû
keder ile döndüm rumi misali
@..
Ürperiş
Bir salkım söğüdün eteklerinde
Oynaşıp kaynaşan gümüş balıklar
Bana da bir avuç bir su verin de
Kurtulsun cismimden kalabalıklar
Bir salkım söğüdün eteklerinde
Savruldum fezanın derinlerine
Ve böyle başladı büyük macera
Kaç umut yükledim yarınlarına
Işımadı gitti kör bir pencere
Savruldum fezanın derinlerine
Dağladım bağrımı dağlar salında
Çakırdikenlere bulandı kanım
Bülbül neden inler bir gül dalında
Bahanesi dünya sonsuz figanın
Dağladım bağrımı dağlar salında
İlahi bir dansta kör kelebekler
Çarpıp düşüyorlar taş bir duvara
Bir günlük yaşama kaç bin yıl bekler
Tutuşurlar bir ölümcül kumara
İlahi bir dansta kör kelebekler
Sakındığım yere düşünce yolum
Bastı yüreğimi al hafakanlar
Anladım âlemde tek gerçek ölüm
Paylamış payını uzanmış canlar
Sakındığım yere düşünce yolum
Öyle bir ülke ki adı kabristan
İn cin ses vermiyor kulaklarına
Dizilmiş yan yana nice şah sultan
Pıranga vurulmuş ayaklarına
Öyle bir ülke ki adı kabristan
Kimi sarayından bir parça mermer
Koparıp da dikmiş tam baş ucuna
Almış koltuğuna bir kalın defter
Bir dönüp bir bakar altın tacına
Kimi sarayından bir parça mermer
İdris'in biçtiği atlas gökyüzü
Mavisin yitirmiş kapkara bir şal
Güneş aydınlatmaz burda gündüzü
Toprak kürelenmiş çiçekler dal dal
İdris'in biçtiği atlas gökyüzü
Korku kol geziyor serviliklerde
Nerede Musa'nın Şecer-i Tur'u
İnmiş gözlerine bir siyah perde
Medar-ı maişet derdi kusuru
Korku kol geziyor serviliklerde
Her ezan sesinde irkilir de can
Ne varsa yok sayar varlık adına
Beyninde sayısız şimşekler çakan
Kulak vermez ruhun son imdadına
Her ezan sesinde irkilir de can
Çılgınım asîyim günahkârım ben
Gözyaşlarım kotaramaz bu kiri
Sıyrılıp ruhundan zavallı beden
Arayıp da bulsun meçhul iksiri
Çılgınım asîyim günahkârım ben
Ya Rab! Kurtar beni bu işkenceden
Çarmıha gerilmiş Mesih'e döndüm
Bir gün açılırsa hesap inceden
Eyvah ki şeytanın atına bindim
Ya Rab! Kurtar beni bu işkenceden
Mehmet Binboğa
Bu şiir ile ilgili 3 tane yorum bulunmakta