Kim ne zaman, nerede pişman ölse,
Aynı dakikalarda, aynı yere yakın bir köprü altında veya
Parkta bir bankta pis sakallı, nefesi şarap kokan bir bilge doğar.
Bir parça kuru ekmek gibi,
İç cebimde kalbim.
Çıkarıp ufalıyorum hemen önüme.
Son kırıntısına kadar sebepleniyor kalbimden
Minik bir serçe...
Her kahve köşesinde memleketi kurtaran maça papazı sevdalıları!
Sorsan Müslüman, ezanda bacağını indirir masadan!
Tek ibadeti budur, tek siyaseti de öyle.
Yalnızım demeyi isterdim.
Yalnız olmak sensiz olmaktır.
Sensiz olabilmek, seni tanımakla mümkün.
Korkum tek başına olmak.
Yüreğini temize çekmeli insan.
En azından hayatında bir defa yapmalı bunu.
Bere olduk Ernesto'nun başında,
Parka olduk Deniz'in sırtında,
Bot olduk Marcos'un ayağında,
Yağsın kar, o da bizden, üşümeyiz...
Unutalım mı bir anlığına, kapitalist bombalarla öldürülen çocukları?
Senin parmaklarının ucuyla tutup çöpe attığın artıklarını,
Açlığından mütevellit büyük bir umutla karıştıranları.
Yani unutalım mı üç beş şerefsiz Maldivler’ de tatil yapabilsin diye,
Dipsiz kuyularda kapkara bir ölümün kucağına itilen madencileri.
Babasız bırakılan çocukları, evi, mahallesi başına yıkılanları unutalım mı?
Seversin...
Onunla aynı gökyüzünü paylaşmak saçma bir şekilde yeter sana.
Coğrafya, anlamını yitirir.
Mesafeler, önemsiz.
Gülsün istersin.
Hayatındaki tüm kötüleri bir çırpıda çıkarmak istersin onun hayatından.
İki kişi oturuyorlar masaya ve dört kişi kalkıyorlar.
Kendileri hakkında birbirlerine yalan söylüyorlar...
Hani masaldaki o prenses gibi,
Onca kapı arasından açmaman gereken kapıyı tek seferde bulup açarsın.
Başına türlü belaları sararsın.
Sonra o belalardan kurtarması için seni,
Beklersin beyaz atlı prensini.
Ve her seferinde, masalın son sayfasında çıkar gelir prens.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!