TUHAF'la kahvaltı için buluşacaktık yapay göletin kenarında.,
elinde koca sözlükler ve scrabble,
bir de ayağında koca postallarıyla gecikerek geldi kahvaltı yarım adasına.
O postallar o kadar büyüktü ki,
hacı yatmaz durmundaydı,
hiç bir şey O'nu yere yıkamazdı.
Temmuzun sıcağında bile postal giyişi,
Ona tuhaf dememin ne kadar isabet olduğunu gösteriyordu.
Ve o postallar nedeniyle uzun süre 6 ayak parmağına sahip olduğunu düşünecektim.,
ta ki postallarını çıkartmasını isteyip,
ayak parmaklarını birbir sayana kadar.
Biraz geciktiği için ben kahvaltıya başlayacak ve bir ton fırça yiyecektim.
Kırmızı kafalı Tuhaf biraz cadıydı.
Yenilen pehlivan misali ikinci kez de oynamak istemiş,
Sonucu değiştirememiştim.,
Tuhaf zekiydi de…
Sonra konuşmaya başladık,
Havadan sudan, ondan bundan…
Elinde fotoğraf makinesi ördekleri çekiyordu,
O komik yürüyüşleri ve perdeli koca ayaklarıyla benziyorlardı çeken ve çekilen.
Dondurmalar bana kalmıştı,
İkinci dondurmanın külahına kadar yemiştim ki,
Dondurmasını istedi., külahı da ağzıma atıp yutkundum…
Süpürgesiyle belirdi yanımda,
Bir ton laf söyledi., yine yutkundum.
Laf lafı açtı, yaşamlar anlatıldı.
Çizgi film kahramanları gibi konuşan,
Yeşil gözlü kadınla sohbet ederken zaman çok çabuk aktı.
Sorular sordu, cevaplar aldı,
Kuşkuları vardı,
Kafasında ve yüreğinde yaşadıkları acıları…
Yedi saat nasılda geçmişti,
Ayrılık vakti gelmişti,
Vedalaştık mini otomobil kazamın ardından…
Kayıt Tarihi : 19.07.2010 18:53:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!