Bir ses duyarım içimde:
“Herkesin ölmek için
yaşadığı bir gerçektir!
Yaşamın tüm uzunluğu,
O’nu nasıl karşılama
dürtüsüyle yaptığımız,
Yarim benim!
Kara gözlüm!
Yarım derken sana daim;
gözü kara da olsaydın,
kanamazdı böyle kalpte
yaram -eskisine göre-
Ben hep denize açıldım;
su üstünde sanki salım.
Deniz kızını bekleyen;
suyun içinde bir ağım.
Her akşam güneş batınca;
Masmavi düşlerime hergün,
yaralı yüreğimi sen;
nasıl da kanatarak doğarsın,
bir bilsen…
Affet baba sen o yari!
O ne yaptığını bilmiyor…
Bağışla sen o kulunu.
Suskunluğundaki günah,
Affedilsin diye sende,
Kanımı fidye diliyor…
İş aletleri yanında,
iş nesneleri tümüyle;
üretim araçlarıdır tarihte.
Bunu sağlayacak emekle
birlikte düşünülünce,
üretici güçler denir terime…
'Aciz insan dua etmez'
dediklerinde kızardım.
Anladım ki haklılarmış.
Aciz bırakılan insan,
Dua değil küfür eder!
Karşıtların birliğinin
şarta bağlı olduğu şafak,
nesnelliğini yitirmiş bir zaman
ve felsefi denge…
Geçici,
sonsuzlukta sonlu bir evre…
Kabul edelim: gerçektir!
Ne ben Taç Mahal’i gördüm,
Ne de sen benim halimi.
Kader ağımı ben ördüm.
Kabul edilen gerçektir:
Şimdi sana bakıyorum.
Son umuduma koyduğum
imkânsız olacak bir şerhi:
yani sensi güzelliği
gördüğümden olacak;
-kördüğüm kalmayacaktıysa bu düş-
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!