Yalnızlığın o dilsiz, en derin vahasında,
Beşerin iz sürmediği bir tenhalıkta kıyıldı nikâhım;
Gök kubbe şahidimdi, yer mülkümdü benim,
Tabiatla bir oldum, gizli, kadim ve ebedî.
Şahitlerim vakur orman, köpüren denizdi;
Ağaçlar, sükût kuşanmış davetliler,
Dallarıyla kutsayıp eğildiler başım üzere.
Rüzgâr, gümüşten bir mühürle perçinledi akdi;
Dalgalar, kayaların bağrında parçalanırken
Sonsuzun fısıltısını taşıdı kıyılarıma.
Yeşil kırlar, bu birliğin sessiz ziynetleri;
Papatyalar göğsümde güneşin iz düşümü,
Sarmaşıklar bileğimde sadakatin halkası.
Kuşlar, semayı bir ayin gibi bürüdü ezgiye,
Toprak en taze rızkını sundu zamana;
Her zerre iştirak etti bu mukaddes şölene.
Bu bağ artık çözülmez, bu ahit bozulmaz;
Ne gölge toprağa düşene dek,
Ne toprak beni kendi aslına çağırana dek.
Bu kadim nabzın, artık bir parçasıyım;
Ben bu kutsal yeminle,
Doğanın o saklı kalbinde
sonsuza dek yaşayacağım.
Kayıt Tarihi : 4.1.2026 10:53:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!