Hikayeler bir yerden başlar
bir an
birdenbire...
karanlık ve serin salonlarda izlenen filmler
sokakta yankılanan müzikle beraber
tatlı tatlı esen yel
şatafatlı bir ziyafet gibi suskunluklar
yağmurlar
yağmur sonrası kokular
işte yüreğimdeki yangınlar
ıslanmış bir kedi penceremde
''hırsız-yağmurda koşturan tüm insanlar-dedi''
anam haykırdı
-neredesin be çocuk!
mutfakta ocağın önünde anam
yemek kokuları içinde
bir buhar bir buhar
süt yoğurt olacak
mayalamış...
neredeyim?
nerede...
kedi penceremde dur!
karın ağrıları aniden bastırır
bir an
birdenbire...
süt birdenbire kesilir
kaçma güzel kedi
içerideki benim
dışarıdaki de
işte ziyafet bu
ölüm
tanıdık ölümleri
acılar gözyaşları
göğün gürültüsü
hangi terazide tartılır da
karşımıza kabadayı edasıyla çıkıverir
bir an
birdenbire...
kaçma güzel kedi
benim...
anam haykırdı
-neredesin be çocuk!
ekmek bitmiş...
unuttuğum bir ses
bir gün
birdenbire...
hangi gün?
her şeyi sarıp sarmalayan bir esinti zaman
''e nereye gidiyorsun''
-hey kedi!
film ne zaman başladı,
kaç matinesi?
yeni öğrendiğimiz bir haberin şaşkınlığı içinde
ölümün yok edişi...
şehirleri yok eden
kedileri kaçırtan zaman
zamanı yok eden ölüm
dağları aşıp gelen ölüm
sessiz ve sakin karınca yuvalarında ışık gibi
hangi karın ağrısı bu
bir an
birdenbire...
aniden bastıran
hangi açlık
sonsuz ihtimaller içinde
saat sekiz ile beş arasına sıkıştırılmış
bitmek tükenmek bilmez sürek avı
anam haykırdı
-neredesin be çocuk!
kurak toprağın üzerinde
simsiyah bir çocuk
açlığın ağlamlarında var olmaya mahkum edilmiş bir hatıra
peki bu kimin düşü?
canımızı acıtan yitik zamanlar
yetim bırakılanlar
yetimler
ve inkar etmek üzere var olmayı becerebildiğimiz cinayetler
-hey kedi!
bu film ne zaman başladı?
kan kokusu tazeyken akıllar durur
bir saat gibi...
zembereği bozuk bir saat
bize miras kalan
ikiyüzlülük doğumla
belki söyleyeceğimiz türküler
ölümü bir hoş geldinle karşılayabilir
mikrodan makroya sonra kozmos
ışık hızında...
türküler.
Tanrının seyrine kavuşabilir her nefeste ölebilen
şimdi sus!
nefesini bırak
gözlerini kapat
ölümün sırtına binerek
sessizce karınca yuvalarını ziyarete gidiyorum
şehirlerin üzerinde dolaşıyorum
keşfedilmemiş bir astroitin baş döndüren devinimlerinde eğleniyoruz
anlatamıyor musun kendini
aynada ne görüyorsun...
hiç gitmediğim bir Anadolu kasabasının sokaklarında kayboluyorum
mevsim kış
soğuk
nefesim ölümün ürperten sızısı gibi
ey yüce Tanrım!
okyanusta bir gemi
ellerim ayaklarım
çekip iteleyen bir rüzgar
yüreğim
ufukta gözlerim
görüp göreceğim aynadaki gözlerim
buradayım
buradaydım az önce
az önce
bir an
bir gün
bir yıl
birdenbire...
ne önemi var
buradasın
söyleyemediklerin
aklından gelip geçenler
en iyisi sen
yine bir türkü tuttur
hoş geldin ölüm
doğarken söyleyemediklerine inat
Kayıt Tarihi : 3.6.2007 15:26:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!