Göz göze geldik bir ömrün eşiğinde,
Söz verdik birbirimize, sonsuz bir sevinç içinde.
20 Temmuz 2018’di, zaman durdu o an,
Kalplerimiz bir oldu, kaderimize yazılan.
Bir “evet”le başladı en güzel hikâye,
Ölümü özledim anne,
Ne garip değil mi?
Bir zamanlar hayata tutunmak için
Parmak uçlarımla sarıldığım ben,
Şimdi gökyüzüne suskun bakıyorum sessizce.
Sanma ki yaşıyorum, nefes almakla değil,
Her gün biraz daha eksiliyorum sessizce.
Gözlerim açık, ama ruhum karanlıkta,
Bir mezar sessizliği var içimde.
Gülüyorum belki, ama içim ağlıyor,
Seninle nice yıllara, sevdiğim,
İlk günkü gibi içimde en derinim.
Nikâh masasında “evet” dedim ya,
Ömrüm seninle, başka ne diyeyim?
Zaman geçti, günler aktı usulca,
Sen ve ben…
İki ayrı yürek, tek ritimde atan,
İki farklı dünya, aynı göğe bakan.
Rüzgar başka esse de her yandan,
Birbirine yaslanır sessizce zaman.
Bir sokak lambası gibi titrek içimde ışık,
Geceye sığınmış suskun bir yalnızlık.
Konuşmaz, gülmez, geçip gider,
Kendi gölgesinden bile ürker.
Bir boş sandalye kadar gerçek,
Yaşamak mı anne, yoksa ölmek mi?
Hangisi daha sessiz, hangisi daha gerçek?
Bir yanım tutun diyor hayata inatla,
Diğer yanım çoktan geçmiş gibi öteye.
Yaşamak…
Geceler içimi kemirse de sessiz,
Karanlık ne kadar büyürse büyüsün,
Bir yerlerde uyanır yine bir ışık,
Bir çocuk gülümser, dünya yeniden başlar.
Sordum kendime:
Bir uçurum kenarında sorar insan,
Yaşamak mı sürgün, ölmek mi vatan?
Gözlerin daldığında sonsuzluğa,
Hangisi gerçek, hangisi yalan?
Yaşamak; nefes almak değil her zaman,
Yeter artık bu çürük oyun,
Yaşamak dedikleri nedir?
Her sabah aynı savaş,
Her gece aynı zehir.
Sustuk da ne oldu ha?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!