inceden inceye örmüştün karanlıklarını
yalanlarını gençlik yıllarına gizlemiştin
beklemiştin belki de onu uykusuz
sorgusuz sualsiz çalmıştı işte kapını
almıştı canını bir çırpıda bir gün
ölmüştün sonunda sende herkes gibi
artık yok arama dengini
tenini saran pürüzsüzlük hikayesi oldu eskilerin
böceklerin yemi şarapçıların evi oldun
buruştun emdikçe toprağın nemini
kendini temizliğin kadar buldun ilahi nur içinde
mavisinde kök saldın huzur bulutların
simsarların tezgahını süslerdi oysa sansar ruhun bir zamanlar
uçurumlar parçalardı sağduyunu
boynunu düşerdin kör kuyularda
akşamlarda hissin akıllarda gizin olurdu suret
haset dişleyen dudaklarına şimdi toprak sarıldı
karıldı günahların sevaplarında, gizemlerin gerçeklerinde
ötesinde dünyanın işte böyle ayan beyan her şey
boş şey ne sandıklar dolusu altın
dudağın ne de
ne de bitmez sandığın o balın
tumturaklısın esiyorsun artık poyrazlarla
kurnazlarla saklanıyorsun sam yellerinde
gailelerinde gizliyorsun yine sinsi dünyayı
Kayıt Tarihi : 26.9.2011 15:15:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!