Sözler -ki dilin kemiği olmayışındandır başıboş gezintileri... Her parça yerine oturuyormuş gibi görünse de, dağınıklığın sonradan ayyuka çıktığı zamanlar diliminde… Yeni bir rotadır çizilmeye çalışılan, yüreğimizde onca kalabalık koşuşturmaca ve yitirmeden bilinmeyen oyunun ortalığa saçılmış toparlanmayan yanlarıyla…
Yalnızlığın çıkmazlarına saklı saatler kuşağına, bir parçadır şehrin kopardığı hayatımızdan… Yaşarız “bana ellerini ver” deyişinin sağır eden çığlıklarında, ölümün öncesine dayanan sancılı özlemlerimiz… Görünen yüzün, aslında görünmeyen aynalarına düşen siluetlerinde bir yaşam döngüsü…
Kendimizken var olduğumuz sürece, başka bedenlerin içinde gezintilerimiz ve yabancı bedenlerin içine özentiyle karışma arzularımız hep tetikler bizi. Sonrası bilinmez. Her şey yaşanıldığı ölçü kadardır.
“Senden nefret ediyorum. Evet, senden nefret ediyorum. Ama senden nefret ettiğim kadar, seni düşündüğüm geceleri de çok seviyorum. Senden nefret ederken bile seni sevebilmeyi öğrendim. Bedenimin kilidine anahtar vurduğundan beri, günışığına hasret yaşadım. Paslıydım. Kilitli bedenime soktuğun anahtarın pasları söküp attığını ve sonrası gelen günlerde tekrar paslanan yüreğimi düşündükçe; senden daha çok nefret ediyorum. Ve umarsızca sana olan bu nefretim büyüdükçe, aşkımda o denli büyüyor.”
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta