Her yılan yerde sürünmez;
bazısı sofrana kadar uzanır.
Tuzunu bilir, ekmeğini böler,
gölgenle serinler akşamüstleri.
Sana “kardeşim” der,
sesine kendi sesini katar.
Oysa zehir, en çok
güvenin sıcaklığında mayalanır.
Birlikte gülersiniz;
aynı bardaktan su içilir,
aynı cümle yarım bırakılır,
aynı şarkının nakaratında susulur.
Ve sen,
yılanın gözündeki parıltıyı
sadakat sanırsın.
Her yılan yerde sürünmez;
bazısı dik yürür yanında.
Dost maskesi,
insan sureti,
samimiyet taklidi.
En tehlikelisi de budur zaten:
sürünmeyen yılanın
yüksekten bakması.
İşi bitince,
sofra toplanmadan,
kapı kapanmadan
bir ısırık bırakır kalbine.
Ne diş izi görünür,
ne kan sızar dışarı.
Ama içindeki güven
yavaş yavaş kararır.
Zehir dediğin,
hemen öldürmez insanı;
önce inancını alır,
sonra merhametini,
en son da
iyi niyetini çalar cebinden.
Her yılan yerde sürünmez;
bazısı seninle yürür,
seninle yer,
seninle içer.
Vakti gelince,
ardına bakmadan gider
sende bıraktığı panzehirsiz sorularla.
Ama bilmez ki
zehri taşıyan,
zehirle yaşar.
Isırdığı yer iyileşir bir gün,
kabuk bağlar,
güçlenir.
Yılan ise
kendi karanlığında
kendi kuyruğunu ısırır.
Ve insan,
her ısırılıştan sonra
biraz daha seçer
kiminle yürüyeceğini.
Her yılan yerde sürünmez:
bazısı sofrada büyür,
bazısı kalpte ölür.
Kayıt Tarihi : 23.2.2026 00:23:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!