Hayatın dairesini susamla mühürlemiş bir hafıza bu.
Kokusu; en pahalı rayihadan daha inatçı,
daha çıplak, daha yoksul, daha bizden.
Bir ısırık;
zamanın sığ tünellerini deler,
insanı çocukluğun o ilk avuç içi sıcaklığına fırlatır:
Anne duası gibi yumuşak,
baba nasihati gibi tok.
Ayranla yazgısı ezelden birdir;
nikâhları bir sokak lambasının altında kıyılmış,
düğünleri külüstür bir tramvayda yenilmiş,
boşanmaları bile tatlı bir hüzünle biten
o ezeli çift.
Sokakların yaşayan estetiğidir o;
bir satıcının nefesinde yankıya dönüşen
o kutsal nida:
“Simiiiit!” — bir yakarış gibi uzar göğe,
vapur dumanına ve martı çığlığına karışır.
Bir kültürün, tatla imzaladığı en eski antlaşma;
kehribar susam taneleriyle yazılmış
bir sadakat yemini.
Ayaküstü açlıkların mutlak padişahı,
köz fırınların sıcacık, esmer baş tacı.
Sen;
akşamüstü ışığında uzayan ince bir hatıra,
elleri susam kokan çocukluğun ilk zaferi,
yorgun bir omuzda dinlenen
en sadık yoldaş.
Şehir bütün kahrını
senin gevrekliğine bırakır;
sen usulca doyurursun zamanı,
usulca unutturursun yenilgileri
ve usulca hatırlatırsın ruha
aslında neye aç kaldığını.
Eskimezsin.
Çünkü insan,
en çok kendi masumiyetine acıkır.
Ve onu hep bir simit halkasının içinden hatırlar;
insan,
o halkadan her geçişinde
bir kez daha doğar.
Kayıt Tarihi : 11.1.2026 16:01:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!