Bitti mi !
sanıyorsun...
dört yanım ateş cenderesi
zalim bir yalnızlık pusu kurmuş
ay yüz çevirmiş geceme
yıldızlar desen kayıp
çocukça düşlerim vardı benim
ve yüreğimdeki sessiz çığlıkların kâbusu
rüzgara yenik düşmüş uçurtmam
mahallenin çocuklarına kaptırdığım
gökkuşağı misketlerim...
ve her okul sonrası
Gecenin hüznü yine çöktü yüreğime
efkârıma ay şahit
yıldızlarla ağıtlaşıyorken
yine bir oyun sahnesini sergiliyor zaman
rollerimiz hep aynı
ben hüzün oluyorum
Zaman geçer
gün karışır geceye
dalar gözlerim derin bir yalnızlığa
sus pus içinde...
mesele yokluk değil
yoksuz olmak koyar adama...
Yüreğimi mezarlık mı sandınız ?
Bu kadar ağıtı reva gördünüz.
Her gelen bir taş koydu bağrıma,
Her giden bir yas bıraktı.
Oysa ben daha ölmedim ki !
Neden üstüme toprak attınız...
Hiçliğin ortasında bekledim
İbrahim gibi sustum ateşe
Velakin yangın dışarıda değil, içimdeydi...
Kimseler de bilmedi...
Nemruta isyan diye
Dağlara da çıkmadım.
yağmur yağıyordu
soluksuz bir kente
içimde
bir eylül akşamından kalma
ihtilal rüzgârları
ve sen
Sana her şeyi anlattım;
geceyi hangi kelimelerle sardığımı,
cepte kalan son umutların ne renkte olduğunu,
ve çayın soğumasından daha çabuk üşüyen yanımı söyledim.
gülüşlerimin kırılgan tarafına nişan alanlar
en zayıf, en ince açığımı bilenlerdi...
Biriken sessizlikler
konuşur şimdi bizim yerimize.
Kırgınlıklarımız, kendi gölgemize bile
mesafe koyduracak kadar eski.
Dönüp baktığımız her yol
biraz eksik, biraz bizden kaçmış gibi.
Sen gelseydin
Veysel bir başka dokunacaktı
sazının teline
Süphanı mesken tutan Siyabend
bir başka savaşacaktı
Xecênin zülfünün teline




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!