Sanki bu manzara, benim için yok,
İzlemek yetiyor, gözüm her dem tok.
Gözümde bir merak, kalbimde bir ok,
Seyre dalıyorum, her gün, her gece.
Durmuş bakıyorum, dünya bir oyun,
Kiminin başı dik, kimi büker boyun.
Karışmam akışa, durgundur suyum,
Gizli bir manayı, bildim kendimce.
Hep bir savaş verdim, dünya içinde,
Gördüğüm her suret, bir başka perde.
Varlığım silinir, günün birinde,
İzlerim hayatı, kendi halimce.
Söner tüm ışıklar, diner bu telaş,
Yalnızlığım sırdır, ruhuma yoldaş.
Gözlerim kapanır, biter bu savaş,
Yüzüm güler elbet, kabre girince.
Kayıt Tarihi : 1.3.2026 07:15:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




tebrik ederim, erenler aşkına... maşallah vardığınız menzillere...
bizden de size küçük bir hediye;
.
...
.
şu beyanlarım deklarasyonum olsun ki insanlığa,
vardığım menzillerden biri de ey yâren,
aşkta talepsiz olmaktı…;
ama biliyorum,
içgörünün tebliğini;
benliği bilmek isteğidir kavuran o meşhur ben/i…,
ve hakikatine ermek istemektir yakıcı olan özünde
ortadaki, tüm medeniyet mefkûrelerinde,
oysa marifet eriyebilmek emelidir zerrelikte…,
ve tepeden tırnağa niyaza değer olan da budur,
anlıyor musun dilimi…,
ki dingin bir gölün sularında,
nazlı nazlı süzülerek yüzen
bir kuğu zarafetiyle,
geldin ömrüme sen hekimlerin hekimi…,
bakışlarım bulanıktı,
ve derinliğini su sarmaşıkları sarmıştı,
sense yok diyordun gözlerime bakarak
böyle bir renk, yok…;
içi yünden ve yumuşak,
dışı, dokunulduğunda kadife hissi veren,
süet ve dikişleri gizli olmayan ve sağlam,
bir eldiven kadar muhtacım sohbetine…,
bu muhabbetten yana buzul çağın ıssızlığında ve,
bu ayaz iklimlerin, aldığım her soluğunda,
sana, varlığına ve pratisyen kalmışlığına…,
ah;
amor;
m
o
r,
diye bir olgu var batının lisanında,
ve karartma altında asırlardır,
yine batının kendi kancıklığında…,
peki o halde,
artık söndürün ışıkları doğuda da madem,
ki içimden geçen radyasyon,
kalbimi röntgenliyor...,
ve yahuda ağacı astım,
kalbimin yedi stent takılmış kollarına,
/bir kelebeğin ömrü kadardı;
sabırsız ve güzel erguvanın baharda,
yapraklanmadan çiçeklenmesi
ve sığdırabilirdi esrarlı demleri
o kısa ve büyülü zamana/
bir parantezli iç ses daha işte,
ve o erguvan ağacının,
mor salkımları kadar,
koyuydu göz halkalarım
yokluğunda…,
o halde;
asıyorum kalbimi
ben de zamansız,
a/mor/a çalan dallarına
ve erguvan tebessümüne,
aşkta üstadım senin…,
ki kısa,
çabuk ve hareketli,
aceleci, sabrı kıt,
fakat görkemli ve heybetli,
ve ahir zaman baharı gibi,
hemen geçmek üzre
bilirsin erguvan zamanı…,
ah;
Yüreğiniz varolsun üstadım. Çok teşekkür ederim.
TÜM YORUMLAR (2)