......... Sadece iki kişilikti masa ve her yudum, her kadehte giyindiğim yalnızlıklarım meze oluyor, ağır geliyor, kaldıramıyordum anason kanıma karışıp nerde olduğumun şaşkın ve ürkek ve korunaksız akşamüzerinde... Batmakta olan güneşin son yansımalarıydı önümdeki kadehe yansıyan ışık ve bir yerlerden esiyordu rüzgâr yanaklarımı yalarcasına...
......... En çok beyaz mezeler olsun isterim ille de masamda birde olmasını istediğim ‘’O’’, ama o şimdi, nerede başladığı ve bittiği belli olmayan bu kentin kim bilir hangi yoksul evinde çocukların yüreğini zenginleştiriyor ve hangi yoksul genç kızların geleceğine umutlar döşüyor gözlerinin varsıl bakışlarında... Özlemler karışırken mezeye yalnızlıklar çoğaltıyor ve her yalnızlığımda olduğu gibi sanal kestane şekerleri biriktiriyorum, belki gelirsin diye...
......... Vurdumduymaz görüntü sergileyen masalardan kaçamak bakışlar yakalıyor, aynı duymazlığı sergiler gibi yapıyorum ve karşılıklı gizli zannedilen bu oyunu aslında alenen sergiliyoruz bakışlarını kaçıran yeni ve acemi âşıklar gibi... Kumsal restauranttaki takım elbiseli ve yaşı seksen civarında olan o amca düşüyor usuma ve aynı yalnızlıkta olduğumuzu fark ettiğimde onun gibi durmadan kolumdaki saate baktığımı nice sonra hissediyorum... Hep kadehine, hep saatine, hep bir yerlere bakıyordu şu andaki ben gibi ve gecenin sislerinde gözlerindeki hüzünleri yüreğimde hissetmiş, şimdi hüzündaş olmuştuk yıllar sonra...
......... Teğet geçer gibiydim geceye çift kişilik masamda bir başınalığımda ve yıldızlara sevgi sözcükleri biriktiriyor ama günlerce süren puslu gecelerde onlara nasıl ulaştıracağımın çaresizliği içinde kentin sokaklarına özgür kardelenler gibi salıyor sonra kıyamıyor geri topluyordum... Sevgiyi hak etmeyenler ülkesinde tüketilecek tek bir sevgi sözcüğü yokken ve yaşanılan aykırı ama onurlu sevdalara selam yerine ihanet eden insanlar üreten toplumda hiç kimse kusura bakmasındı hep suçlanmış, aşağılanmış ve sürünmüşlüğümde...
......... Aşk öldükçe, tükendikçe varoluştur ve susmalar, gizli kovmaların ardında söylenmemiş ve saklı itiraflar yaraladıkça bu kutsal sevdaya dair adrenalinim hep ve çok yükselecek, çünkü gözlerimden yüreğime yerleştirdiğim o tek kişilik güvertede seninle yaşarım... Senli ve korunaklı güvertem onurlu denizcinin dalga, fırtına, tsunamiyi hiçe saymışlığında yerleşik ve gelenek sayılan hurafelere baş kaldırış ve isyanıdır ve o isyandır direnişe kondisyon sağlayan hep başımı dik tutan...
......... Papatya satan çiçekti kızdan bir demet alıyor, şaşırıyor, şaşkınlığım geçince elinde kalanların hepsini satın alarak camdan atıyor ve naylon çiçekler yapan üreticilerin sahte emeğine küfürler ederken şef garsondan istediğim maydanozu limonluyor masaya öyle görkemli yerleştiriyorum ki az önce oyun oynadığımı varsaydım masalardaki bakışlarını kaçıranlar adeta tatmak istiyorlar, görmezden geliyorum... Niye mi? Belki gelirsin diye, hani sevmezsin yapma çiçekleri bilirim, evladır ülkemin bir demet maydanozu sana, işte her bakışı atlıyor, saklıyorum bakışlarımı sana ama yoksun, yine de belki gelirsin diye saklıyorum... Kentimin yaz sabahlarında yaşam keyfini bilen büyüklerimiz kahvaltıda maydanoz yerler, bende sabaha saklıyorum kahvaltı yaparız diye ve esrikliğimi yüreğime gömerek ahmak ıslatan yağmur altında esir bir kentten diğer esir kente doğru yol alıyorum cebimde maydanoz, yüreğimde sen, gelmiyorsun yağmurları yalnız yağdırıyorum yüreğime, o yağmur altında yoksul köylülerin sürdüğü tarlaların her birine birer demet bırakıyorum... Bir sabah tarlalarda aşkımız filiz versin, sıçrayan ihanet ve kıskanç dolu bakışlar olmasın, nazar değmesin diye sevgili... Serptiğim demetlerin ardından bakıyorum BELKİ GELİRSİN DİYE gelmiyorsun...
Olgun EkinciKayıt Tarihi : 18.6.2008 14:36:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!