Eğer onu Da Vinci görseydi, Mona Lisa yerine onu çizerdi. Vermeer, İnci Küpeli Kız yerine onu resmederdi. Monet, çiçekler yerine fırçasını ona yöneltirdi. Van Gogh, yıldızlı bir gecede yalnızca onu resmederdi. Edvard Munch'un tablosundaki adam, onun güzelliğini gördüğü için çığlık atmış olurdu.
Shakespeare, tüm sonelerini ona adardı. Şövalyeler, yalnızca onun uğruna düello ederdi. Güzellik yarışmaları iptal edilir, ömür boyu birinciliği ona verilirdi. Evliya Çelebi, onu görebilmek için Seyahatname'yi yeniden yazardı. Coğrafi keşifler, dünyayı tanımak için değil, onu bulmak için yapılırdı.
Şah Cihan, Tac Mahal'i aslında onun için yaptırmıştı. Kleopatra, onun güzelliğini görseydi kendisininkinden utanırdı. Tüm şairler, kalemlerini sadece ona adardı.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bütün sanatları susturup tek bir yüzü konuşturan bir hayal bu ama belki de asıl mesele, Da Vinci’yi, Vermeer’i, Van Gogh’u bile kıskandıracak bir güzellik değil; insanın sevdiğinde dünyayı böyle yeniden kurabilme isteği.
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta