Sevdiğim eski kedilerin kuyruklarından yapıyorum geceyi
Biraz son, biraz karanlık
Evren toz duman; her yan kıyamet
Bir masal anlatıyorum
Şiir değil bu
Susarak dinleyin
Çıkageliyorsun
Elinde cennet kaçkını sarışın mumlar
Ruhun boğmacalı bir akşamüzeri
Tren rayları döşüyorsun gökkuşağına
Ayakların sürüklüyor geceyi
Üzerine kızamığını döküyor zaman
Kentler aklımıza sıvaşır tekinsiz saatlerde
Bulduğu gediklerden
Açık yaralara sızar
Arşınlanır kaldırımları
Baş üstlerimizde turunç ağaçları
Begonviller en çok
Vardığımda her yan sisti…
Bakışlarımın önünü tutmuştu binlerce apostrof
düğünde ziller
kuşlar halayda
ve başımın üzerinde ünlem işaretleri
sevgi tutuldu ay geçerken önünden
önceden yeşildi gözlerimiz
her şey yeşildi
karardı hava, üzüm kökleri karardı
gölgeli şaraplar sökün etti mahzenlere
Sen dedin başladım: ellerim karıncalanıyordu
dökülen anlamsızın anlamsızı sözleri, say ki
yağmurla yazdım
milyon metreküp kar suyunu emerken toprak
içimdeydiler, anlamsızca yalnızdılar
parmakların kalemle buluşması, klavye üzerindeki yolculuk
Kaleyi tırmalıyor sesi
Başımı kaldırdığımda
Gözüme ilişiyor
Dün inerken basamakları
Önemsizce baktığım
Siyah beyaz o yavru
Bir yerlerde bir tırtıl kelebeğe dönüşüyor
minicik avuçlarında torban
şekerleme dolu içi
yarısı boş
dolu yarısı
öpücükten bir genç kız, biriciğin biri
gün aşığıyız onunla
yapraklardan daha dönük yüzlerimizde
eskinin hayaletleri
bir genç kız; kalbi var
Yüzümde kâğıt makaslarının gerçekliği
Önümde binlerce sarışın soru
Taze sıkılmış kuluçkalara ateş basılı
Elimin tersi saçmalıyor
Asıllardan uzaklaşıyorum giderek




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!