Raksını bölerken kara günle ak gece,
Panzehrini dökerken ay güneşe;
Başımı eğdim kırık gökperenceyere,
Karıştım elinden sızan zifiri küllere.
Soldurmasalardı cehennem çiçeğimi,
Kara geceler geldi, kara geceler geçti,
Lambalara ışık vereni kimse bilmedi.
Gök sokağının titrek, ters lambaları;
Ay ışığını bilmeden yitip gitti.
Karabasanlarla yıkıldı düşleraltı,
Iraksak çizgilerle çizmeye çalıştığım dünyaya göz açmış teleskop gözlü prens!
Issız bir çocuktun sen,
Çevresinde milyonlar olan milyonda birdin.
Ilıman iklimlerin haramilerinin fidyesiydin,
Heybetli zaaflar bıraktın bende.
Oldum olası tuhaf biriyim ben.
Otobüs duraklarında birikmiş,
Yarısı içilmis sigaralara benzerim.
Çoktandır seni sayıklayan bozuk saatim,
İsimsiz saniye çubuğuna özentiyim.
Mavi, berrak bir nehir olamaz bedenim;
-Beraber özgürlüğü getirebilirmişiz gibi yapmak istediğim, konuşmayı çok seven ama hep susan o çocuğa.-
Adın bir yıldızdır ama boynumun borcu susmaktır,
Senden gidince gülerim de hakkın ağlamaktır.
Binbir ışıltı içinden göremez olur hislerim,
Tam orada duruyor, dizleri üzerinde;
Uzansam tutup da çekemeyeceğim yerde.
Ağlıyor gökgeceye, fark etmiyor bile,
Saçıp incileri, arıyor öte beride.
Bir kız geliyor, yıldızları dizmiş bileğine,
Sağduyu yoksunu saldırgan sanrıların yasına büründüm sevdiceğim;
Sanık da benim savcı da,
Bu davadan sağ çıkan yok.
Bağışla beni,
Ben bağışlamadan seni.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!