Yürek yorgunluğu ve aşk kokusu
Dinmeyen feci yalnızlık
Ertelenmiş hayaller, kırılmış umutlar ve delice sessiz haykırışlar
Onun adı; Gülendam
Koca bir yüreğin tarumar olmuş ismi
Güçlü görünmek için ‘kem gözlere’ ve minik serçeye
Saklamış yıpranmış ruhunun enkaz halini
Yarım kalan tüm yanlarını budamış
Bir yol bulmuş kendince
Gülüyor sansın dostlar
Düşmanlar dudaklarını ısırsın
Varsın, dönüyor gibi görünsün dünya
Varsın, şen şakrak roller yapışsın ona
Oysa, elem sarmış kalbini, bu mutluluk oyununda
Neşe dolu ilkbaharına, kara bulutlar çökmüştü Gülendam'ın
Bir Erzurum sabahında
Kaderin, keder veren cilvesiyle karşılaştı güzel gözlü Gülendam
Dağ yamacı çöktü,
Sırtını dayadığı ağacın kökü kurudu
Karanlık çekildi günün üstüne
Bir ‘Baba’sızlık ki, kolaydı söyleyene
Yanan mumun söndü alevi
Genç ve taze ömründe, kayboldu yaşama hevesi
Ve yankılandı Palandöken dağının karlı tepesi
Bileklerinden kanı çekilsin hayatın
Neşter vurulsun yalnızlığıma
Ama görecek gün ve yaşanacaklar vardı daha
İstanbul, ey şehri yar, ey kutsal belde
Sen ki nicelerini sarıp sarmalamışsın
Kanatlarının altında sımsıcak bir aşk yok mu
Gülendam'ın yüreğine dokunacak
Tutunacak bir dal, sığınacak bir liman
Sıcak bir omuz, başını koyacak bir diz
Samimi bir söz ve aşkla bakan bir çift göz
Kara bahtın üstüne çekilmiş beyaz gelinlik
Talihin dönen yönü, madalyonun mutlu yüzü
Dağılsın artık semayı kaplayan kara bulutlar
Kaderin cilvesi işte
Bir kez daha sırtını döndü mutluluk
Kış geceleri artık daha soğuk
Ve yaz mevsimleri de inadına donuk
Bir nefes var sadece yanında
Öylesine kısık bir ses
Yine sahte tebessümler
Ve yine gökkuşağının rengi soluk
Ne ‘Can’ oldu yanında, ne de hisli bir adam
Baba merhameti ve ‘aşk adamlığıydı’ aslolan
Olmadı, yine yarım kaldı Gülendam'ın dünyası
Yaşamak ve var olmak sadece ‘minik serçe’ içindi
Yarınlara tutunmanın adıydı
Evlattı, onun adı
Vakit; onca şeyin üstüne, ayakta kalma vakti
Vakit; durgun sularda durulma vakti
Şarkıların makamı hüzzam olsa da
Besteler kırık dökük gelse de kulağa
Umut ışığı sönük görünse de epeyce zamandır
Ve sırtını dönmüş olsa da kaderin mütebessim yönü
Biri var, biri var seninle ‘Sen’ olma derdinde olan
Yanan sinene, serin sular sunma derdinde olan
Gül kokusu bırakıp gönlünün bam teline
Yar adınla seslenmek ister ismine
Dalgalı sular kaybolup gitmişti Şile sahilinde
Kalp ritmi atışını hızlandırmıştı
Huzura açılan bir pencere gibi
Açıldı yüzlerde gülücükler
Paylaşılınca kocaman oluverdi sevgiler
Ve kıymetlendi sofradaki lezzetler
Taze kızarmış ekmek, aşk tadında beyaz peynir
Patetesli çiğ börek ve sıcak çay kokusu
Balıklar da nasibini almıştı mutluluk kırıntısından
Martılarda doğrusu
Şimdi ver ellerini ellerime
Avuçlarımın sıcaklığı sarsın bedenini
Saçlarında dolaşsın parmak uçlarım
Şiirlerim, şarkılarım, kuşatsın boydan boya
Gel, gel bir asilik yapalım, yitik yıllarımıza
Söküp atalım prangalı ayağımızdaki kederleri
Olmazları olduralım, zamanı durduralım,
Mekânları kaldıralım aradan
Adanın rüzgârı bizim için essin
Gel faytonları bizim için çeksin tımarlanmış atlar
Çiçek satan saçı örgülü kız çocuğu
Sadece bize taşısın sepetindeki kırmızı gülleri
Aşk dokunsun ilmik ilmik yüreğimize
Düğüm düğüm kenetlensin kalplerimiz
Muhabbet okunsun sözlerimizden
Ve ruhumuz ruhumuza dokunsun
Ten kokumuz karışsın birbirine
Bakışlarımız kaybolsun gözlerimizde
Şiir biter ve şairin yüreğinden aşk damlar
Aşk damlar
Kayıt Tarihi : 7.08.2018 15:41:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!